30.12.07


yenil(en)mek gerek bazen..

28.12.07



herkes kendi yalnızlığına kanar..

25.12.07

fragile

camdan kemikleri vardı
korkuyordu düşmekten
kırılıyordu inceden bedeni..
öyle camdan ki kalbimiz
şu sıralar
ikimizin de..
ben senden kırılgan
sen benden..
çarpıştık mı vay halimize
önce gözlerimizde birer damla
sonra uzun susuşlar..
biliyosun
aynı sen gibi olduğumu halbuki..
ama suç bende
alttan alan ben olmalıyım
göz ardı eden
susan
hoşgören..
ben olmalıyım hislerini saklayan..
gözyaşına aşırı duyarlılığımız var
istemesek de beliriyolar
biz masumuz..
yaşamın yan etkisi olmalı..
iclal söylerdi, bak yine açtım.."
şarkılar seni söyler
dillerde nağme adın
huysuz ve tatlı kadın..."

"Yağmur yağıyor. Mutfak camındayım. Nasıl üşüdüğümü
bilemezsin. Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne.
Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama…
Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki.
Hep aynı cümleler; “Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?”
Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.
Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. Bazen mutfakta
dalıp giderdin yemek yaparken, tahta kaşıkla
tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba?
Özlemek çok fena anne. Anlamak seni; daha da fena…
Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları.
Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.
Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da“
Annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu?“
Baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez,
anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.
Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.
Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye,
çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne,
yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.
Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor,
televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum,
açtığımı gören olmuyor.
Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor.
Çay demleniyor, demleniyor, demleniyor…
Kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor.
Ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor.
Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum.
Bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep?
Gidemeyişine ağladın mı sende? Ne zaman eskiyor sevgiler?
Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle,
kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler."
''ezhibil-ba'se rabbi'nasi, eşfi ente'ş-safi la şifae illa şifauke şifaen la yugadiru sakmen"

"Ne kâbuslu günlerin olmuştu şimdiye dek,
İkliminde ne hayat kalmıştı ne de bir renk.
Hele bir müddet daha dişini sık ve sabret,
Öbür yanında da bir gün bahar tüllenecek..."
aralık da soyunup giderken 2007 den, bir gün farkla yeni bir yılın içerisinde bulucaz kendimizi 31 aralık - 1 ocak muallağında.. hiç bir yılbaşında olmayan bir beklentisizlik hakim içimde.. bu garip bi şi sayılmaz benim için.. hiç beklemediğim bir anda olan şeylerin mutluluğunu yaşarım en azından kendimce.. bu da bi şey.. yani umut hep var..
"nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde" li cümlelerim 2008de tarihe karışmış olacak.. içimdeki nedensizliğin faili bulundu.. ben masumum..
susacak payı bırakarak dudağımda
şimdilik yeter anlatacaklar..
sağlıkla..

24.12.07

sıNav

nerden aklıma geldiyse son sayfasını yazıp kapattığım günlüğümü açasım geldi demin. açtım da zaten kitaplıktan alıp. bi kaç tarihte ne yazdığıma bakıp kapattım merak etme:p sadece gülümsedim zamana.. bu aralar çokça gülümseyip geçtiğim şeylerden biri oldu bu da.
nasıl bir gülümsedir ki; bu hoşgörmek gibi, kabullenmek gibi, o da bende kalsın hadi der gibi, çokça yaptığım gibi..
hani hep bir kapı kapanır gözümüze çok görünür, açılanları farkedemeyiz hemen ya. çok şey farkettirdi olan.. açılanlar aydınlığa açılmıo belki ama gözümü yumduğum şeyler birden parlayıverdi gözümde. hani duamın sonuna ekledim ya "İçimden bir âh yükseliyorsa gökyüzünün katlarına, âhımın bir yüzü ne kadar şikayete baksa da, sana bakan yüzüyle âhım bir şükür hükmündedir." diye.. anlamlı her şey, her yazdığım, her söylemediğim, her kendimden sakladığım..
sebepsiz değilmiş hiçbir şey, anladım.. his mi desem, ileriyi seziş mi desem bilmem.. izlediğim bir televizyon programına çok önem verip saatlerce yaş dökerek, hayatımı gözden geçirmem; bir bayram ziyaretinde, insanların amaan yaşlı, olacak o kadar deyip de geçebilecekleri bir durumu o bayramımı üzgün geçirmeme izin verebilecek kadar ciddiye almam değilmiş boşuna.. bilmenin sonu yokmuş, biz sadece bazen bilirmişiz, Onun bilmediği bir ân yokmuş, biz sadece bir an bilirmişiz.. yıllar biriktikçe hayat denilen puzzle da her şeyi yerli yerine koyacağım demekki, her tecrübede bir parça olacak elimde ve biraz daha çok bilicem, ama yine de az. O sonsuz nur un bildikleri yanında yine anlamsız kalıcam.. şimdi katmerlensin dualarım, sabır olsun diğer adım ve unutturma ki çoktan seçmeli bi sınav değil hayat, sınavsız geçiş asla yok, alnımın akıyla çıkarsam ne âlâ, bu benim sınavım..

23.12.07

umut besleyip
sabır biriktiriyorum.
her şeye rağmen
heybeme koyabildiklerim eksilenlerden fazla..
ne mutluyum ama..
çocuğa sahip anne gibiyim
kendimi değil onu düşünüyorum
farkettim ki
hayatımda pek fedakarlık olmamış daha önce
fırsat biliyorum..
allahtan tek dileğim
uzak etsin
bıkmaktan..


hangi sınava çalışsam diyorum
çoktan seçmeli mi
seçimsiz
kabul edilene mi..
yok yok öyle değil
karamsar da değilim
kararsız da..
sadece
öyle işte..

22.12.07

20.12.07

22.11.2007

benim hâlâ umudum var..
*

27.11.2007

kalem ve boş kağıt kalıyor öylece elimde

gözyaşlarımdan yer kalmıyor

her zerresi ayrı ayrılık

ayrı yalnızlık

ayrı çaresizlik..

nereye deyse kalemim

kanıyor..

kalbim yeni bir zırh giyiyor

artık daha güçlü

artık daha dik..

perdelerim gece gündüz çekili

kapalıyım hayata..

*
29.11.2007

Allah'ım bugün çarpışmasın bulutlar,

Yağmasın bugün sağanak acı..

Kırıldıklarımız un ufak olmadan,

Göster rahmetini Allah'ım..

19.12.07

Elsin sen, el; varlığın sadece bir avuç içi

Sadefinde inci neyse, dudağında dua odur. İncinin ışıktan uzaklığın beşiğinde belenmesi gibi, dua da Rabbinden uzak kalışının gurbetinde bestelenir. O'na sonsuz uzaklığının kuytusunda O'nun sana sonsuz yakınlığını fısıldaması, dua incisine rahimlik eder. Bir şahdamarı yakınlığından emzirilir dua. Öyle yakındır ki Rabbin sana, rahmetinin sana yakınlığını senin kendine yakınlığınla anlatır. Şahdamarı sende senden içeri olan, teninden de beri olan değil midir? Öyle bir yakınlıktır ki bu insanın kendisini çağırmasına benzer yahut kendisinden bir şey istemesine. Kendisini çağıran kendisine kendi çağrısından önce cevap verir. Kendisinden bir şey isteyen de kendisinden istediğini baştan kabul etmiştir ki öyle ister.
İşte o sonsuz uzaklık sadefinde, o uçsuz bucaksız gurbet denizinin dibinde, Rabbini çağırmayı kendi kendine seslenmek kadar elle dokunulur hissetmelisin parmak uçlarında. Rabbinden istemeyi kendinden istekte bulunmak kadar gözle görülür bir inci eylemelisin dudaklarının sıcağında.
Garip değil mi? İnci karanlıkta büyüdüğü halde, ışığa eşsiz bir pırıltı katmaya hazırdır. Seni de şaşırtmaz mı, incinin ıssızlıkta ve sessizlikte boy attığı halde birden varlığın merkezine oturması? Öylesine bir incidir işte dua. Sakin ve sarsıcı. Suskun ve konuşkan. Nazlı ve sokulgan. Uzaklığın çocuğu ve yakınlıkların anası. Öyle önceliklidir ki dua, teninde açık yaralar bırakır Rabbin ki, o sancılardan dua gülleri büyütesin. Aczinle sonsuz kudretine susamanı ister. Fakrınla nihayetsiz rahmetine acıkmanı diler. Kendini kendine yeter sanman, önce duayı elinden alıyor ve sonsuz fakirleştirir seni. Kendini susuz ve tok sanman, O'na yakarma iştahını giderir, O'na kuluk hevesinden yoksun bırakır seni. Öyle hatırlıdır ki yakarışın, seni rahmetinin eşiğine gözü yaşlı, boynu bükük halde getirecek günah ve pişmanlıklarını, rahmetinin eşiğine başvurmaktan geri durduracak sevap ve hatasızlığından daha çok el üstünde tutar Rabbin. Öyle tatlıdır ki yalvarışın, seni aff ve mağfiretinin dergâhında ağlatıp sızlatan unutuşlarını ve sürçmelerini, lütuf ve bağışına muhtaç olmayacakmışsın gibi müstağni kılan susturan itaatlarinden daha çok sever Rabbin. Yeter ki bu toprak kabın içinden yakarış türküleri yükselsin. Yeter ki suskun ve soğuk dudaklar dua dua söze gelip ısınsın. Yeter ki bu küskün ve dargın yüze ümitten çiçekler dokunsun. Yeter ki çamurdan bedene sahici bir nefes s/insin. Yeter ki bu boş avuçlarda dua dua kelebekler kanatlansın. Yeter ki bu varlık sadefinden dua incileri dökülsün. Bu varlık sadefini o inciyi içinde taşımak için giyindin. Bu dünya seferine o inciyi içinden taşırmak için soyundun. Dudağının her kıpırtısında, dilinin damağına her dokunuşunda nice incileri kıymetsiz kılan bir kıymet kazanır bu toprak bedenin.Göğsünün her daralışında, tereddütlerinin her kımıldanışında, incecik sızılarının nefes nefes söylenmesinde, yanında, yakınında, kendine olan yakınlıktan da beride bir yakınlıkla Rabbinin rahmetinin eşiğinde bulursun kendini. Nefesine bürüdüğün her sızlayışta seni hemen işiten Semi' ismiyle tanırsın O’nu. Kalbinin kimselere söylenmez, söylense de önemsenmez her hüznüyle seni her daim önemseyen Hakîm ismiyle varırsın huzuruna O'nun. Hata ve kusurların seni ezip mahcubiyet ateşinde yaktıkça, en sessiz iç çekişlerini ciddiye alan, ayıplamadan bağışlayan, sonra hiç yüze vurmayan, asla başa kakmayan, severek affeden, affettiği için adeta sevinen Afuvv isminin serinliğinde bulursun O'nu. En mahrem sırlarını paylaşan, en utanç verici ayıplarını şefkatiyle örtüp saklayan, en yüz kızartıcı suçlarını sonsuz anlayışının kucağında eriten Rahîm isminin eşiğine dökersin eteğindeki taşları.
Nasılsa bir gün bu sadefin, bu toprak bedenin elleri çözülecek, hücreleri dağılacak, dudakları eriyecek değil mi? Öyleyse, hiç durmadan içindeki dua incisini büyütüp O’nun rahmetinin deryasına savur. Elsin sen, el; varlığın sadece bir avuç içi. Ellerin var sadece, bir de elindekiler; elindekiler bir bir elinden kaydığı gibi, elin de elinde kalmayacak ki...Semaya doğru açılan, varlığını duanın ayâsında toplayıp söz söz yakaran Sensin. Başka bir şey değilsin; başkaca önemli değilsin ki.. Başkalarının sen yokken, sen kendi yokluğunu bilmezken, varlığın hasretini bile çekmezken ettiğ "evlat duası"nın kabul edilmişliğisin. Bir duanın ete kemiğe bürünmüş halisin. Baştan ayağa, tepeden tırnağa, hece hece, hücre hücre duasın. Duasın sadece, sadece duasın.. Annen duadır. Beşiğin duadır. Ninnin duadır. Servetin duadır. Mirasın da dua..
Ne kalırdı ki senden geriye, duan olmasaydı?

senai demirci

18.12.07

her gece..

"Rabbim sen en iyisini bilirsin. Sen en iyisini bilirsin ve böyle olduysa böyle olması gerekiyor demektir. Sana teslimim."

Aydınlığı göster Allah'ım..
Her şeyi bir kenara atıp, Sana inandık, Sana güvendik Allah'ım.. Rabbimizsin, her şeyin iyisini bilensin. Hayır da senden şer de. Bize şer görünen belki de hayırdır. Bize hayır gelen belki de şerdir. Hayr'ı bize göster Allah'ım. Ey Yüceler Yücesi, varlığımız da Sen'den, yokluğumuz da. Yokluğunda bırakma. Yokluğuna dayanamayacaklarımıza kıyma. Sen bilirsin Allah'ım. Derdi veren de sen, dermanı veren de. Yaramıza merhem ol Allah'ım. Kimseyi kimseye muhtaç bırakma, sana muhtaçlığımızdan başka.. İçimizden geçenleri de bilensin. Gözyaşlarım içimi söylemeden bil Allah'ım. Güç ver Allah'ım. Alaah'ım güç ver. Sabır Rabbim ve şifa..



"İçimden bir âh yükseliyorsa gökyüzünün katlarına, âhımın bir yüzü ne kadar şikayete baksa da, sana bakan yüzüyle âhım bir şükür hükmündedir."

yürü(yelim)

Senin de bu kadar titrek miydi yüreğin benim yaşımdayken? Her sallantıda sendeler, korkar mıydın düşmekten? Onca küçükken yaşadıklarını unuttun mu, biliyorum hep aklında sız(ı)ların. En çok nesiz büyüdün sızılarınla bir başına? Neyin özlemiyse o hiç çıkmayan içinden, benim hüznüm oldu daha üzüntüsüzken. Sen yaşadıklarına üzülürken, beni yaşlarla bıraktın. Sen anlatmadıkça kırıldıklarını paramparça olmasınlar diye, ben de anlatmadım kimseye kırgınlıklarımı. Her anlatılmayan bir gözyaşı oldu ardından susuş, her susuş bir damla oldu, eksilmedi hep doldu. Zamansız akan yaşlarım, şimdi hep saklımda. Sen görme üzüldüğümü sana. Sonra sen de üzülürsün, hiç istemedim üzülmeni, ama üzdüler anne.. Sana hep konuş dedim di mi söyle, kimbilir ne çok içinde kalanların var. Belki de öyle olmalılar. Kızmıyorum artık sana, kızamıyorum, bana çıkıştığında, sesimi çıkarmıyorum, yeter ki sen iyi ol, gerisi önemli değil. Sana daha göstereceklerim var. Takın yine o masum bakışını, iyi niyetli gülümsemeni yürüyelim umuda..

14.11.07

gözlerim klavyede,
hangi harften başlasam diye düşünüyorumm
hangi harf beni güzel kelimelere götürür
hangi kelime halimi arz eder
hangisi hislerimin çıkmasına yardımcı olur
harfler . . .


parmağımın ucunda kalmaya başladı kelimeler son zamanlarda
bazen kolayca dökülüyolar
bazen,
bazen iştee..



kapa gözlerini
açma nolur
belki yaşlar boşanıverir
dolduğunu da gösterme
kapa en iyisi
uzaklara
çok uzaklara
bir damla düşür sadece

o da
ya bir çiçeğe can versin
ya bir susuza can olsun
ya da bir yüreğe ferahlık . .

ab-ı hayat

6.11.07

ninnilerken rüyalarımı
ayrılma yanımdan!
sana düşsün yalnız uykularım,
düşündürme uykusuz
düşsüz
sensiz geceleri..
sıçrarsam elimden tut!
düş'tü de düştüğün salıncak..
sıçrarsam düş'tü de
boğulduğun deniz..
elimden tut
düş'tü de
sıçrarsam uçtuğum gökyüzünden..
düş'tü gidişim
elim de!

5.11.07

I feel I know you

I don't know how

I don't know why

I see you feel for me

You cried with me

You would die for me

I know

I need you

I want you to

Be free of all the pain

You hold inside

You cannot hide

I know you tried

To be who you couldn't be

You tried to see inside of me

And now i'm leaving you

I don't want to go

Away from you

Please try to understand

Take my hand

Be free of all the pain

You hold inside

You cannot hide

I know you tried

To feel...

To feel...

4.11.07

sana tutsak gecelerde
yokluğunla uyandım
mahrumiyeti tattım..
damağımda o acı tatla
dolaştım..
burukluktu yaşadığım..
sonra
anlam buldu
gelmelerin..
sesin,
en güzel melodi oldu kulağıma..
tenin,
daha önce dokunmadığım..
sıfat koymak alçaltır belki
olduğun gibi
nasılsan..
geldin ya..

1.11.07


parmaklarımdan kayıp giden zaman mı,
yoksa sen misin ?

31.10.07

kar kış konvers kasım

öksürük :
Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür. 3 grupta toplanır.
- Kuru öksürük : Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür.
- Nöbet şeklinde gelen öksürük : Bu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür.
- Balgamlı öksürük: Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz'un bir işareti olabilir. öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır..

höksürük illet bişii :(
böle sıcacıcık boğazlı kazak giyesim var yaa. kar filan yağsın artık, iliklerimize kadar üşüyelim, ellerimiz buz tutsun, hohlayıp ısıtmaya çalışalım, burnumuz kıpkırmızı olsun, dışarınınn buuuzz gibi soğuğundan içeri girince, çözülerek uyuşalım ve buharlanan gözlük camımızı boğazlı kazağımızla silmeye çalışıp çizelim..



bere takalım artık :) rangarenkk..

sonra tabii..

eldiven.. buz kesen ellere birer eldiven..
süs olsun diye parmakları olmayan değil, eldiven bulamayıp çorap da değil..
bi eldiven :D
aha yaa, daha kar yağcak, bembeyaz olcaz daha:)
bu kadar acelem neyidi hasta olcak :D taa böle karlı pekmez filan yapılcaağa sıralar olmalıydım.. neyse artık :(
bi de tabi 8-9 çorap filan da giyseydik, kutuplarda yaşıyoruz yaa, soğuk oluyo biliyonmu :D hazır çorap demişken baştan ayağa geldik.. çizme bot felen hepsi güzel de, geçen ne oldu onu anlatıyım.. konvers (converse:) mi alayım yoksa spor ayakkabımı diye iç geçirirken annem birden 'konferans' alsana sen dedi.. ayrıca hiç muhabbetini de yapmamıştım konversin filan.. annem öle diyince bağlanamadım. höh :S dedim, anne o ne ? başladı konvers haricinde bütün konlu şeyleri söylemeye.. ben hatırlasam onu kastettiğini sölicem kurtulcaz.. 'korn flakes' dedi sonra hemen akabinde 'kompleks' geldi.. bakıyom annem bütün türkçe olmayan kelimeleri sölüyo ama bi türlü o nalet sözcük ağzından çıkmıyo. ben sölüyorum yine diyemiyo :D allam yaa baya uğraştık ı ııhh.. neyse canım anladık ya derdini kasmaya gerek yok. nerden duymuş görmüş de bana al diyo onu çözemedim :S

kasım oldu aylardan, kışa 1 ay, 2008'e 2 ay kaldı..


tual'in yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım şarkısını dinlemenın tam zamanı :)

29.10.07

kısa kısa kısa..

"dudağımda yarım kalan
söylenmemiş sözümdün..
baki olsada ayrılık
aşk her daim ölümsüzdür.."
"nereye gidersem gideyim
zaten oradayımdır.."
bu hüzün nerden dolanıyo birden böyle
izin verme sarıp sarmalamasına (elbi)seni!!

"bir kelimeye bin anlam yüklediğim zaman,
sana sesleneceğim.."
bu günkü derdimiz:
"mutluluk arayışı esnasında
mutluluğa duyulan özlem sonucu oluşan
hüzün"
pelesenk ol dilime!
artık
seni susayım..

28.10.07

huzur öfke mutluluk sakinlik kıskançlık aşk ayrılık özlem sevinç ...

vesaire vesaire..

belki kolay belki zor, duyulunca bu kelimeler , akılda bir şeyler şekillenir. anlatılabilir bir şeyler üzerlerine.. konuşulabilir..

düşünüyorum da son bir kaç haftadır..
tebessüm nasıl ifade edilir?
nasıl anlatılır o hâl?
öyle bişi ki
mutluluğa yakın ama tam değil
birazcık özlem var ama tam değil
birazcık ayrılık biraz da aşk var ama tam değil
öfke hiç değil
gayet huzurlu
gayet sakin
o hâl
yine araf..
tam olarak hiçbişi değil
henüz..

26.10.07

25.10.07

nedense kaldırımda gözlerim
dudağımda minik bir gülümseme
saçlarımda çiseleyen mutluluk taneleri
kalbimin fısıltıları
parmak uçlarımda
ellerim soğuk
kalbim sıcacık
ıslanıyorum..
damlalar,
içimdeki bardakları taşırıyor.
hüznümü boşaltıyorum
özlem doluyor..
yalnızlığımı boşaltıyorum
aşk doluyor..
üşümüyorum
her damla sen oluyor
çölleşen iklimimde..
sel oluyor yüreğimde
sana kayıyorum.

24.10.07

son mısra
...
..
.
sana kayıyorum.

18.10.07

):

Allah'ım çok şükür halimize..


hiç düşünmedim hayatı sadece bir göz sayesinde anlamlandırabileceğimi..
bir göz; harflerden kelimeleri türetip derdini anlatan
bir göz ki sadece kullanabildiği
gülümsemeyi unutan bi yüz
istese de gülümseyemeyen..
bi isteğin var mı sorusuna
"sadece dua etsinler" diyen..
yine gözleriyle..



İnsan, bir hasta veya sakat
görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadığı için şükretmelidir! Hadis-i
şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, hasta, sakat birini görünce, "Allahü teâlâya
hamdolsun ki beni böyle etmedi. Bundan ve daha başka dertlilerden üstün kıldı."
derse, nimetin şükrü olur.)
[Beyhekî]





15.10.07

tut elimden !

şimdi küçük bir kız düşleyin. acılardan, hüzünlerden, yara bereden habersiz. gülücükleri içten, etrafı kalabalık. bir kız düşleyin, günahsız, taze temiz. çıkmamış hayata daha. yağmur görmemiş, hiç bir araba çamur sıçratmamış. bir kız düşleyin, pembeler içinde, masum ürkek. daha ne deseniz doğru bilecek, yanlışı öğrenmemiş. düşleyin ki hiç yalnız bırakılmamış. bilmemiş sessizliği, anlamaz beklemekten. sadece düşleyin, bilin ki yok böyle bir kız. çünkü olunmaz böyle bir başına. daha küçücükken bırakılamaz. koyup gidilmez öğretilmeden doğru yanlış. yara almamşısa hiç daha, neden bu acele? ne yapsın şimdi? düşürdünüz elideki elma şekerini de. ne hayalleri kaldı elinde ne gücü ne takati. nedendi bu pervasız kaçış düşünmeden dünyanın orta yerinde br başına kalacak olan bu kız çocuğunu? öyle bir hal ki bu, telafisiz, tarifsiz..
Önce ağlamayı öğrendi kız çocuğu. hıçkırdı, olmadı duyan. elme şekeri elinde, tuttu evinin yolunu. ağlayan gözleri görmedi artık şekeri. bu kadar zorunda kalarak öğrenmemeliydi tüm acı şeyleri. ağlamayı öğrendikten sonra bir de farketti ki artık yalnızdı. yoktu yanında " bak kızım, burası deniz.. aç bakalım kollarını, işte o kadar büyüktür, rüzgar olunca burdaki sular dalgalanır, dalgalar suları bir uçtan bir uca sürükler.. denizi burdan izlersin, bir adım daha atarsan 'hiç'liktir.." diye anlatanı. artık kasırgaları dakendi öğrenecekti, dalgaları da, hiçliği de. gözlerindeki yaşı gören de olmayacaktı yani. hiçlik denizlinde yüzmeyi öğrenirken ağlamamayı da öğretecekti dalgalar. o akmayan yaşların hesabı da yazılacaktı güzel kızın defterine. gecelerden korkmamayı öğrenecekti küçük kız hayatın elinden tutarken. küçük kız artık büyüyecekti. elma şekeri alındığı günkü gibi gülmese de, hayata gülümseyecekti. ağladığını duyan olmamıştı ya gecelerde, belki gülümsediğini görürlerse elinden tutarlardı, sıcak.. hasreti başkasına saklar, özlemi başkasına duyardı. gidenlere emanet ettiği mutluluğu, onlardaki huzurla birlikte alırdı.
Büyü küçük kız, tut elimden ve hayata yürü..

14.10.07

ifadeler anlamsız, sözler tutuklu, her hâl araf..
hani demiştim ya köşeye sıkışmış gibiyim
şimdi hakikaten öyleyim
öyle garip bi hâl ki
ifadesiz
açıklamasız
anlamsız
sebep mi?
ben de bilmiyorum..
hani tepesinde bi lamba sallanır
oda karanlık
sorguya çekerler suçluyu
o sıra nerdeydin
ne yapıyordun
öyle sorular sorarlar ki
uzun uğraşlar sonunda
anlatır tek tek
ya da mecbur kalır..
bi gün kendimi
böyle sorguya çekmek istiyorum
o gidip gelen titrek lambanın altındaki de ben
zebani gibi dikilip konuş ulan diyen de..
düşüncelerim öyle zor çıkıyor, öyle zor anlamlanıyor ki..
çoğu zaman saçma sapan
çoğunda anlamsız
o yüzden bu ifadesiz kalmalarım
bu bilinmeyen denizlerde çırpınmam
halbuki tek tek ve sıra sıra olmalılar
abaküsteki boncuklar gibi
sayabilmeliyim
ah bu maddecilik öldürecek beni
aklımı hizaya koyamıyorum
hisler, düşünceler, duygular karmakarışık
hepsi birbirinin içinde
tepişip duruyolar
cama bakıyorum
yağmur damlaları
dudağımda
dünden kalma hüzün taneleri
gidenler
kalanlar
her şey yine yerli yerinde
sadece
elde var anılar

12.10.07

halbuki sana bayramın ilk gününden hiç bahsetmiycektim.. sadece dancer in the dark filmini 7 cd ciye sorup bulamamamdan, yeni aldığım bisiklet tekeri gibi olan küpemden, en fazla 1 baklava yiyebildiğimden, ölüm kadar basit kitabının akışına hala kendimi bırakamamış olmamdan, geçen seneki ramazan bayramını ve ereğliye gidişimizi hatırladığımdan, başkalarının üzüntüsünü gördüğümde kendim de bi nebze kendimi kötü hissettiğimden, kendimli cümleler çoğaldıkça eskiden yazdığım bi yazıyı hatırladığımdan, hakikaten bazen belirsizliği sevip sevmediğimden, anlaşılmadığımda başkalarında değil de sorunu kendimde aramam gerektiğinden, ama bazen bizzat anlaşılmamak istediğimden, kendini tekrarlayan, sırtı ağrıyan, pembe renk yakışan biri olduğumdan da bahsedip bahsedemeyeceğimi düşünecektim.. ama artık çok geç demek için çok geç..

11.10.07

sevgili günlük diye başlıycam cümlelere hep sevgilim dermiş gibi geçiyo aklımdan.. neden söylediğimi, sonunun nereye varacağını bilmediğim bi cümle çıktı klavyemden. ne kadar soğuk oldu ayrıca, ağzımdan ya da kalemimden demek varken, klavyemden.. neyse şimdi bunları tartışmanın zamanı değil.. uyuma zamanıı :)

7.10.07

ecel

sessiz bir gece..
kendini sabaha bırakmak üzere,
ortalık aydınlanacak az sonra..
yine yeni bir günle yüzleşeceğiz,
diğerlerinden farklı olmasını umduğumuz..
öncekilerden,
belki de boşa harcanmışlardan
daha iyi harcayacağımızı istediğimiz
yeni bir sabah..
kimbilir dün kaç kişinin diline dolandı
şu bir kaç söz
"gün doğmadan neler doğar"
umudun ifadesi,
çaresizliğe inat hayatta kalmamızın göstergesi..
tutunacak bir dal bulabilmek
çekmek o dalı
inadına bağlanmak hayata..
sağ çıkmak ertesi güne..
sabah ezanlarına gark etmek sessizliği
dinlemek sonra da
ezanı ve kendini..
ya sağ çıkamayanlar?
öldüklerinden bile haberimiz olmayan canlar..
öyle uzak kalmıştık ki son günlerde,
keşke bir kez daha arayıp sorsaydım nasıl diye
dediklerimiz ardından..
geç kalınmışlık..
haber verin yakınlarınıza yaşadığınızı
belli edin sarıldığınızı hayata
belki bir gün
ezanlar okunur
sizin için bu kez..

ve benim öldüğümden bile olmaz haberin...
ansızın..
ecel..

06,06
06,12,2006

6.10.07

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze?
ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
cahit sıtkı tarancı


bugün varız, belki de yarın yok..
bilemeyiz ecel nerde kapımızı çalacak..
:'(
allah rahmet eylesin..
allahtan sabır..


"Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz."
Ankebut : 57

5.10.07

2.10.07 : 11,08
- öhüm öğhhh ööhh.. olips var mı?
- efenim ?
- olips, olips..
- hıı..
- ne kadardı?
- 500.. soğuk sı içme !!
bakkaldan bile laf işiterek başladığım devamında kısık bi sesle anlaşılamayarak geçirdiğim bi gündü..

pc kursuna istemeyerek de olsa gitmiş, çıkışta yine bayramyerinde konumlanmıştık, oranın demirbaşı olmaya niyetli görünüyoduk.. yine bildik insan güruhu müzik dinleyip eğlenmeye gelmişti, ben hariç.. ben sadece müzik dinlemeye.. ahh le yar yar a onu da geçtim ben bir seelvi boylu yardan ayrıldımmm a eşlik edememenin verdiği ağar yenilgiyle boynu bükük, söyler gibi yaptım şarkıları.. ayaküstü konservatuar başvuru formlarımızı da almıştık o akşam, birden bağlama kursuna da gitmem gerektiği yönünde vahiy geldi, hayır olsun tabe, ertesi gün bizi bekliyodu..

3.10.07
bu çarşamba hiç bi şey yaparak geçirdiğim nadide günlerden biri olacak diye sevinirken, ne büyük hata, hatırladım hemen , konservatuarı bulmamız gerektiğini.. ben ne biliyim yerinin değiştiğini, yine aynı yerde sanıyorum, neyse formun en altına baktığımda (tabi gelen telefondan sonra) farkettim. yine bişi değişmedi gerçi, bu da babama anlattırana kadar sürdü. babam ki muhabbet esnasında nerde oturuyosunuz diye yönelttiğimiz bize basit gelen soruyu kapı numarasına kadar detaylandırıp nokta tahmin yapabilen biridir.. anlattı tabiki, nerden gidilir nerdedir diye.. neyse gidip bulduk orayı.. eskiden un fabrikasıymış, yandıktan sonra restore edilmiş.. önkaydımızı yaptırdıktan sonra binayı restore kokusuyla ımmm mis miss gezdik. daha yeni yerleşiyolar gibi geldi bize.. ilk katta 2 tane piyano bulmamıza rağmen ikisinden de ses gelmiyodu, aynı ben.. tabi fişe takılı diğilmiş, nerden bilsin biz.. o otantik havada, o güzel ekoya sahip odalarda çıkmayan sesimle şarkı söylemeye çalıştım.. ne büyük acı :( son kata geldiğimizde de birinin çalışma odası zannettiğimiz, sandalyede ud olan tahtasında değişik notalar ve şarkılar asılı odada bulduk kendimizi. ahh ahh böle uzun uzun anlatmamın var bi nedeni, ortaokuldayken müzik öğretmenim meslektaşı yapıvermişti beni, çünkü lisede güzel sanatlara gidicektim, tabi yan çizmeseydim.. pişman diğilim ama ne biliyim elimde bi yan flüt ya da bi ney neden olmasındı, ya da güzel bi single'a neden sahip olmayayımdı :D hehee. neyse canım müzik öğretmeni iki tane arkadaşım var, canım çektiğinde onlara gider, sebeplenirim kendimce. hem fatmagül söz verdi piyanosunu kursun bana bilmemkimin bilmemkaçıncı konçertosunu çalacak :D ne diyodum hıı işte miss restore kokulu binadan ahhh ahh diyerek ayrıldık.. eve dönüşte de yağmura yakalandık, neriman niye acele ediyon ne güzel ıslanıyoz ya dedii.. canım neme lazım zaten hastayım.. düşündüm de dedim yavv bu yağmurda yürümenin neresi romantik allasen, yanında sevgilin olcak, yağmırda yürücen, pehh, git otur bi yere nie ıslanıyon, kar olsa tamam anlarım bak, bembeyaz o daha güzel geliyo nedense.. kışımı özledim ne!! eve geldiğimizde garip şeyler hissettim kendimce, bu genelde olur :D bu sesimin kısılması beni gereğinden fazla üzdü.. sinirlerim zıpladı, bi kere de eksikliğini hissetmeden bişiyin kıymetini ne zaman bilicem bunu düşünmeye başladım.. o gün abartıp sesimin düzelmiyceni bile düşündüm ve ağladım. ohhh bayadır da ağlamamıştım :D ağlayınca farklı şekiller alan göz makyajını çok severim :D aynaya baktım, yüzümü yıkadım.. gereksiz yere bi kaç kişiyi üzdüm, ben dahil.. o gün pc kursuna gitmek hiç içimden gelmedi, yaprak dökümünü de izlemedim, zaten tv başında durmaya baya bi sabır gerekiyo artık.. tahammülsüz bişi oldum..

4.10.07
bir yaprak daha çoktan eksilmişti yaşam takvimimizden..

5.10.07
"nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir." ziya paşa güzel sölemiş zamanında.. bi gün yine lisede okul bahçesinde toplanmış büyük ihtimalle istiklal marşını okuyup evlere dağılacaktık, müdür bu sözü söylemişti, ben ne demek istedi şimdi bu, nası yani filan diye geçirmiştim içimden.. bugün de çok kez aklımdan geçti yine.. sinirlerim fena halde bozuldu, uyuz oldum.. yakında çocukları sevmekten de vazgeçicem, sanki ilkokulda hiç arkadaşımı şikayet etmemiş gibi, yanımdakiyle hiç konuşmamış gibi, ya da yazdığım yazıyı örtmene götürüp örtmenim olmuşmu dememiş gibi.. sevmeden yapılıcak şey diğil bu meslek.. bu yaramaz veletler olsa da her sınıfta iki üç, çoğu kez de gülümsüyorum.. bazılarında kendi çocukluğumu görüyor, bazılarına kızdığımda üzülüyor, bazılarını anlamaya çalışıyorum..
ımm hatırla sevgiliyi izledim bugün 3bölüm izlemedikten sonra.. o da baydı artık.. en iyisi haftasonu film filan izlemek.. bakalım bakalım :)

1.10.07

ya da
hiç başlama
yine.
bırak..
o da kalsın..
neden bu bendeki öteki..
neden evet derken hemen hayır beriki..
papatya
para
papaya
olmazz..
ya da hemen şimdi.
ileri
sen de
haklısın..
sen de.
sen DE..
sende
kalsın!

30.9.07

sevgili internet günlüğü..
bomba gibiyim bugün.. sabahın körüsünde kalktım, ortalığı temizledim, hiç pazar gibi gelmedi, hiç sıkılmadım, ne yapsam diye düşünmedim.. hava çok iyidi ne sıcak ne soğuk.. zindeliğimin verdiği mutlulukla etrafıma pozitif enerji yaydığımı farkettim.. uzun süredir böyle hissetmemiştim kendimi.. ne mutlu banaydı.. ne mutlu yaşadığıma.. eylül ün de sonuna geldik diye hiç üzülmedim, yarının pazartesi olması da hiç ilgilendirmedi bugün beni.. sırtım da hiç ağrımadı, burnumu da çekmedim, öksürmedim de ne hikmetse bugün de ıhlamur içmedim.. msn yi hiç açmadım.. hiç müzik dinlemedim.. of ben bu işten çok sıkıldım.. :D keşke diycektim bu anlattıklarım olsaydı da böle güzel güzel anlatsaydım.. git
timm...
..::..

29.9.07

hıh..

yine bi gidelim dedik.. canlısı başka oluyo.. kısa da sürse winamp den iyidir.. belki biraz kalabalık ama olsun değiyo.. çok geç başlıyo ama ne! evde olsak ne var ki tv de fasa fiso.. derken kendimizi yine bayramyerinde bulduk.. bayramyeri denizlide.. ismine yakışır görünüme bu yıl kavuştu az buçuk.. ee tabii ramazan etkinliklerini de orda yapalım demişler.. vakit buldukça gidiyoruz meddah, hacivat karagöz oyunlarına sonracıma başka neler oluyo türk halk/sanat müziği ve tasavvuf müziği dinletilerine, mehter takımının gösterilerine.. işte bugün de gittik ki ne olsun.. hakketen bayramyeri gibiydi, yani kalabalık.. neyseki 10 gibi başladı, kısa bi leyla mecnun gösterisiylen.. tabii benim beklediğim bu diğildi.. tasavvuf müziğinin olduğunu biliyodum bugünkü programda, ki hakkaten o varmış.. neyse sahne hazırlanıyo ben kimi göriyim :D sesi güzel canım, yoksa niye ilgileniyim dimi, şu geçen konserdeki eleman diye hitap ettiğim - ki hiç yakışmadı bana- özgür..
bugün özgür ön planda diğildi tabiki, çünkü o halk müziği sölüyo; org çalıyodu hemen kenarda.. onu boşver zaten :D, daha ihtişamlı mehter takımı ve semazenler yerini almıştı hemen yanında :) mehter başının her şarkıdan önce mehter takımına dönerek önce şarkının adını söyleyip ( iyi izleyin :) ardından "has dur... haydiii... ya Allah" demesi çok enteresan geldi.. her marş dan önce aynı şeyi tekrarladığı için ister istemez ezberledik.. gelin şindi birlikteee en sevdiğim mehter marşını izliyelim.. (video bana ait değil tabe )

Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.. (kaç yaşındaydı ki :P
semazenleri de es geçmemek lazım, o uygunsuz platformda bile nasıl döndüler hayret ettim.. ihya oldum yav, ruhum yıkandı, müzikle de bayram etti, tabi arkamdaki annesinin kucağındaki çocuk durup durup elindeki oyuncağını öttürüp durmasaydı.. çocuk işte :D neyse sonra denizli türkülerini dinleyip havamızı bulduk.. hop diri dat diri did diri dom.. ben yarimi seviyom :D eve geldiğimde biraz üşümüş ama yine de pişman diğildim.. hıh.. elimde yılın ilk ıhlamuru :( ühüüü ühhüüü diğerinde de mendil.. işte öle..

27.9.07

sefkilii günlük.. bugün berbattı yav, hastayken insanın hiç bişi yapası gelmez ya, işte ondan.. ne ders anlatasım var ne bişi, yaa bi de gürültü bi de ses.. püüffff. ya bi susun yaa, biz çocukken örtmenimizin sözünü dinlerdik, şimdikiler fenaa.. sesim kısıldı bağarmaktan.. ardından bi de muhteşem bilgisayar kursumuza gidince, birazcık deşarj oldum.. şimdi onlar burayı okumadığı için (biri hariç, onla da ilgili kötü bişi yazmam zate ; nero kendini biliyo).. nese işbu bilgisayar kursu ismi lazım değil - bi de unutmadan ben daha foto çekilcem 4 adet istemişlerdi fi tarihinden de önce- 2. haftasını bitirmek üzereyiz, ki tam girmişiz 2. haftanın ilk gününe, gelir yeni biri.. ne sen sooor ne ben sööliyim.. bi insan bi kere de düşünerek konuşur, bi kere de anlamlı iki lakırdı eder, yokk.. e ben dururmuyum, gülerim tabii. saçmasapan şey sölüyo dersin ortasında, atıp tutuyo ki en nefret ettiğim insan namzedi :D nese zaatı muhteremi düşündükçe gülesim geliyo, böle biri diyorum her sınıfta mutlaka bulunuyo ve ben her zaman muhatap olmamaya çalışıyorum.. nese gelirken de film kiraladımdı, izlerim diye, sağolsun msnden izin çıkmayınca bişi diyemedim ben de.. izlemeden koyayım şesını.. çünküü beğenicemden yüzde doksan sekiz virgül dokuz eminim :D
Duvak ~ The Painted Veil

tavsiye eden de bi okadar emindi çünkü :D bunu millet anlamaz sen izle dedi.. burda millete mi dangoz dedi, bana mı hisli dimek istedi, yani romantik, dramatik, melankoli bi film olunca hani.. anlayamadı ben.. niyse yarın haftanın son günü olmasının verdi hazla :D bugün de saat 1 yaparak uyucam ve yine yarın için büyük şeyler yapma hevesim var, bünyem nefesim ve diğer önemli unsurlar izin verdiği sürece.. ben giderim o gider, mutlu rüyalar :)

24.9.07

yol..

yazmıyom len..
dağılın :(


beni de götür

gittiğin yer neresiyse

..

23.9.07

freedom..

sağa çevirince başımı şööle, pencere var, perdesi çekili.. dışarıyı göremiyorum ama kendimi görüyorum.. kabarmış saçlarımı.. fön çekmekten nefret ediyorum, çektirmek hoşuma gitse de.. nese konu bu değil, yarın unutmaman gerekenler listesi :
varan 1 : ütü..
varan 2: keçi boynuzu
varan 3: sınıf defteri
varan 4: işbankası
varan 5: klasik tük müziği
varan 6 : halı..
yarın anlatırım :)
unutmadan :

canimo :)
çok güsel bir rüya gördüm.. rüyadan bahsetmiycem, iyi bir haber alacağım ve isteklerimi gerçekleştirebileceğim manasındaymış.. onu da boşver, yav pek mutlu oldum ben bu rüyada.. oy oy misss :)
bunu sölemek için geldim, ben didiom :)

20.9.07

senden bana yar olmaz..


yaralıyam yaralı..


işte böyle türkülerle yaram deşiliyo yav, yapmayın etmeyin..


tabi bizim konserde konservetuardan olan elemanın yorumunu tutmaz ama cengiz özkan da fena sölememiş..


:'(


işte eleman dediğime bakmayın, burda kendüsü, bağlama çalan.. :D


19.9.07

yalan..

efem ben geldim. aklımda bi yere asılı olmayan ve kendimi nereye atsam da unutulmasam diyen enteresan düşünceler var. ne sen sor ne ben söyliyim. uzun süredir ne zaman gala yı açsam kanka çıkıyor ve pekiştirildikçe ben de bu şarkıyı dinlemeden bir günümü geçirmiyorum. hayırlısı.. geçenlerde uykuyla uyanıklık arasında Taş Meclisi diye bi film izlemiştik. Ben filmi beğenmeyince kapatamadığımdan kimle izliyosam o da izlemek zorunda kalıyo, sırf izlemiş olmak için.. neyse artık durağan filmi heyecanlı hale, ya da komik hale filan getirmeye çalışıyoruz.. farklı bi kelime geçti, önce anlamadık filmden kopan biz.. sonra anladık tabe, 'tseven' ce diye bi dil mi varmış ne ondan bahsetti.. kulağım kapmış tabi kelimeyi, ertesi gün aklıma geldi, tseven diye bi hitap oluştu kendiliğinden :D mesaj olarak yazıvermiş parmaklarım tseven günaydın naabıyon diye.. sonra bu se7en dan örnek olarak tse7en oldu, t7 oldu en sonunda yurtse7en diyecek kadar abartmışım, klibini izlerken bu bahsi geçen kardeşlerin.. neyse çok geçmedi sibel can çakmak çakmak'ı söylemeye başladı, tv'yi kapadım. televizyonu bu klip, ve bir kaç dizi için açtığımı düşünürek madahlı bişiy yaptığımı zannettim.. Allah'a şükür.. ramazanın ilk günü, ya da ertesi gün, 3.gün de olabilir hatırlamıyorum niyetliydim.. ama günlerden pazardı yani.. neyse böle şey oldu.. nası desem, hani bişi yaparsın farkında olmadan, sonradan farkedersin.. mesela winamp de şarkı açmaya niyetliyken bi bakmışsın meseneyi açmışsın.. ya da mesila telefonla konuşurken ayakkabı giymişsin ayakkabı giydiğinin farkında olmadan[bunu hiç denemedim].. onun gibi, babamla konuşuyodum, bi de baktım ki dönüp geriye yalan söylemişim 2 saniye önce.. artık çok geç.. sonra daha iftar bile olmamış ardından bi yalan daha , göz göre göre.. yani olmaz böle şey.. hissettim yani o an garip olan şeyi..
öğrencilere de söledim :P döferim sizi dedim, sinirli.. olmaz böle.. bi daha 'i' lerin noktalarını yuvarlak yapmıycam, herkes soru işareti anlamış :D bi de isim hafızam kötü diyodum her ismini unuttuğuma, bu da yalan, hepsini hatırlıyorum parmak kaldıran çocukların.. bundan sonraki hayatımın 3 yılı öğretmenler odasında geçicek, kalan 10 senem de sınıfta geçse.. matematiğim iyi değil, bu konuda hiç yalan söylemedim..ve bugün 18 tane karınca yedim, pek tatlılarmış.. bu da yalan..

:)

Ey Allah'ın Resulü! dedik, "mü'min korkak olur mu?" "Evet!"
buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular. Biz
yine:
"Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!
buyurdular.

ravi : Safvan İbnu Süleym

13.9.07

günaydın gece.. karanlık, sessiz..
uyuyorum, uyuyorum,
uyuyor
um uy
uyoru
m uyuyo..

uyanamıyorum



sabaha günaydın diyemeden,
öğlen oluyor..



sola dön
sağa dön,

üffff..







o derin sakinlikten,
rüyaların karmaşasından,
rahatlıktan sıyıramıyorum kendimi..
iyi geceler,
ben gidiyorum
uyumaya..

Rüyanızın gerçekleşmesini istiyorsanız, önce uykudan uyanmanız
gerekir.
Benjamin Franklin

11.9.07

dönen beN..

hoşgeldin beN.. yoktum, olmadığımdan bihaber olman gibi olmam da haberdar etmiycek haliyle seni. ben geldim, heyy, huuu, sen sen, hele şükür yav, evet ben geldim. oturdum bile sen buyur etmeden, hep böyle değilmiyim zaten, seni ne ilgilendirir benim gelmem ki, neyine yani, taam canım, giriş süper oldu, anladın, sen de biliyosun artık uzun süredir olmayıp da döndüğümü, abartmaya hiç gerek yok, rica ederim!!

oldum olası özet yapamam.. ilkokulda herhangi bi metni ya da kitabı okuyun özetini çıkarın ödevi verildiğinde -hoş herkes yapmıştır gerçi aynını- her paragrafın ya da sayfanın başından birer cümle alıntılar bir sayfa bişiler yazardım.. şimdi de geçmiş zamanla ilgili şunu bunu yaptım, şurda burda gezdim, şunu bunu aldım, şöle böle oldu, (bu sıralı cümlelerin gidişi hiç iyi değil) diye anlatıcak değilim. bilen bilir, bilmeyenin bilmesine lüzum yok, hoş çoğunu ben de unuttum. günümü kaydetmiyorum, evde uyuzlanmanın keyfini çıkarıyorum, istediğimde istediğimi yapıyorum :D, yakında çalışmaya başlıycak olmanın stresini şimdiden çekmiyor, herzamanki şu gereksiz rahat vurdumduymaz adamsendeci tavrımı takınıp geziyorum. -dum..

son 1 hafta 10 gündür, sabahın köründe kalkıyor (10, en erken 9:) üzerimi değişip biköşeye oturuyorum ki evimize gelen doğalgaz ekipleri işlerine baksın.. onlar gidiyo, bi 2 gün de boyacılara çay pişirip, su vs taşıyarak ve hani siz gitseniz de biz de temizliğe başlasak diye iç geçiriyorum.. neyse sonunda işlerini bitirip, evi de sağolsunlar biraz kırıp döktükten sonra gidiyolar.. bize de kışın sırtımızı dayayıp kestireceğimiz/ısınacağımız petekler ve şeker pembesi duvarlar kalıyo tabi:) keşke boya kokusu da boyacılarla gitmeseydi:( artık bi başka bahara..

temizlik sonrası çok nezih+temiz+düzenli bi odada buluyorum kendimi, yani odamda.. odam = bilgisayar masası haline geldiği için dün itibariyle bu fotoğrafı koydum.. bu şekilde durması kuvvetle muhtemel imkansız :) dağınığım dağınıksın dağınık!! taam buraları geçtim.. türkan şorayı görmüşken şu al yazmalımı bi daha izliyim diyorum bayadır, poster de hayatımın kadınısın filminin, assam mı asmasammı diye gidip geliyom, koydum öle, 3-4 tane daha var; cd'ciye girerken aklımda prison break posteri vardı, elime bunları verdi, aldım ben de napıyım :D
bu böle gider........

22.8.07

19.8.07

aman aman!! yav haftada bi kaç saat nete girince sana yazamıyorum, aklıma bişi gelmiyo, canım istemiyo vs vs.. bahane çok.. neyse ne!!

şu bi kaç şarkıya taktım bu aralar.. delimiyim neyim :D

bi de prison break'e tabe.. bunda bi delilik yok şükür.. ahh scofield ah :))

bi de şeyi düşünüyorum, hakkaten benziyomuyum ben sedefe :D
geçen oturuyoruz yine yaprak dökümü muhabbeti oldu.. zaten oturunca mutlaka bi soran oluyo, izliyomusunuz diye.. e tabe benim izlediğim bi kaç diziden biri bu olunca tanıyorum karakterleri de.. hadi yaa filan dedim, izlerken ben aklına geliyomuşum arkadaşların :D doğru olabülü..

11.8.07

*

kızartma bulaşıcı bir yemek.. fazla bulaşmamak lazım..
1sene 3ay 25günlük telefonumun ses kayıt özelliğini yeni keşfettim.. keşfedilmeyi bekleyen kimbilir daha ne çok şey var..
bari sen her gece yorgun sesiyle saat on ikiyi vurduğu zaman beni unutma.. çünkü ben her gece bu saatlerde seni yaşar ve seni düşünürüm.. hayal içinde perişan yürürüm sen de karanlığın sustuğu yerdebeni unutma..
çiçek yağı almayı unutma!!
artık günlük tutmasam mı, biten ajandamın yerine yenisini almak tekrardan yazmak niye bu kadar zor geliyo bana bilemiyorum.. bölük pörçük sayfalar yapraklar dağınık nokta noktalar kimsenin anlamayacağı düzensiz şeyler sarı mor siyah eflatun gri gri siyah../^3 komple yarım .. istesem de olmuyor istemesem de olmuyor olmuyor .. bitti*

1.8.07

..?¿?..





.........



.............



....



...........................................



..................,



......



..............



...............................



.....

gö.lü.üz.e h.rk.si. ot.ra.il.ce.i b.r s.nd.ly. ol.alı..

..................!



..



..........


....................


...


...

.....................................................................................

...............................................

............................................................

...................

.....................................

...

31.7.07

.

bir noktayım evrenin enginliğinde
siyah
puanlı bir elbisede belirsiz bir nokta
rüzgarda sağa sola savrulan..
elbisenin birbirine değen noktalarının
arasında ve
en içteki..
bir noktayım evrenin eninliğinde
kurulabilecek en kısa
ama en manidar
iki kelimelik cümlenin sonuna koyulmayı bekleyen
sabısız bir nokta..
olur olmadık yerlerde
kendine görev arayan
ama
ancak devrik ve kararsız ifadeleri
oluşturan cümlelerin sonuna koyulan.
bir noktayım evrenin enginliğinde
tüm yolların kesiştiği işlek caddelerin
birbirine bağlandığı muhitlerden uzak
kör bir nokta..
sarp,
taşra
bir o kadar görülmemiş..
bir noktayım.
gereksiz
savruk
nadide..
nzn