30.12.07


yenil(en)mek gerek bazen..

28.12.07



herkes kendi yalnızlığına kanar..

25.12.07

fragile

camdan kemikleri vardı
korkuyordu düşmekten
kırılıyordu inceden bedeni..
öyle camdan ki kalbimiz
şu sıralar
ikimizin de..
ben senden kırılgan
sen benden..
çarpıştık mı vay halimize
önce gözlerimizde birer damla
sonra uzun susuşlar..
biliyosun
aynı sen gibi olduğumu halbuki..
ama suç bende
alttan alan ben olmalıyım
göz ardı eden
susan
hoşgören..
ben olmalıyım hislerini saklayan..
gözyaşına aşırı duyarlılığımız var
istemesek de beliriyolar
biz masumuz..
yaşamın yan etkisi olmalı..
iclal söylerdi, bak yine açtım.."
şarkılar seni söyler
dillerde nağme adın
huysuz ve tatlı kadın..."

"Yağmur yağıyor. Mutfak camındayım. Nasıl üşüdüğümü
bilemezsin. Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne.
Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama…
Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki.
Hep aynı cümleler; “Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?”
Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.
Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. Bazen mutfakta
dalıp giderdin yemek yaparken, tahta kaşıkla
tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba?
Özlemek çok fena anne. Anlamak seni; daha da fena…
Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları.
Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.
Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da“
Annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu?“
Baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez,
anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.
Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.
Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye,
çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne,
yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.
Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor,
televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum,
açtığımı gören olmuyor.
Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor.
Çay demleniyor, demleniyor, demleniyor…
Kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor.
Ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor.
Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum.
Bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep?
Gidemeyişine ağladın mı sende? Ne zaman eskiyor sevgiler?
Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle,
kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler."
''ezhibil-ba'se rabbi'nasi, eşfi ente'ş-safi la şifae illa şifauke şifaen la yugadiru sakmen"

"Ne kâbuslu günlerin olmuştu şimdiye dek,
İkliminde ne hayat kalmıştı ne de bir renk.
Hele bir müddet daha dişini sık ve sabret,
Öbür yanında da bir gün bahar tüllenecek..."
aralık da soyunup giderken 2007 den, bir gün farkla yeni bir yılın içerisinde bulucaz kendimizi 31 aralık - 1 ocak muallağında.. hiç bir yılbaşında olmayan bir beklentisizlik hakim içimde.. bu garip bi şi sayılmaz benim için.. hiç beklemediğim bir anda olan şeylerin mutluluğunu yaşarım en azından kendimce.. bu da bi şey.. yani umut hep var..
"nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde" li cümlelerim 2008de tarihe karışmış olacak.. içimdeki nedensizliğin faili bulundu.. ben masumum..
susacak payı bırakarak dudağımda
şimdilik yeter anlatacaklar..
sağlıkla..

24.12.07

sıNav

nerden aklıma geldiyse son sayfasını yazıp kapattığım günlüğümü açasım geldi demin. açtım da zaten kitaplıktan alıp. bi kaç tarihte ne yazdığıma bakıp kapattım merak etme:p sadece gülümsedim zamana.. bu aralar çokça gülümseyip geçtiğim şeylerden biri oldu bu da.
nasıl bir gülümsedir ki; bu hoşgörmek gibi, kabullenmek gibi, o da bende kalsın hadi der gibi, çokça yaptığım gibi..
hani hep bir kapı kapanır gözümüze çok görünür, açılanları farkedemeyiz hemen ya. çok şey farkettirdi olan.. açılanlar aydınlığa açılmıo belki ama gözümü yumduğum şeyler birden parlayıverdi gözümde. hani duamın sonuna ekledim ya "İçimden bir âh yükseliyorsa gökyüzünün katlarına, âhımın bir yüzü ne kadar şikayete baksa da, sana bakan yüzüyle âhım bir şükür hükmündedir." diye.. anlamlı her şey, her yazdığım, her söylemediğim, her kendimden sakladığım..
sebepsiz değilmiş hiçbir şey, anladım.. his mi desem, ileriyi seziş mi desem bilmem.. izlediğim bir televizyon programına çok önem verip saatlerce yaş dökerek, hayatımı gözden geçirmem; bir bayram ziyaretinde, insanların amaan yaşlı, olacak o kadar deyip de geçebilecekleri bir durumu o bayramımı üzgün geçirmeme izin verebilecek kadar ciddiye almam değilmiş boşuna.. bilmenin sonu yokmuş, biz sadece bazen bilirmişiz, Onun bilmediği bir ân yokmuş, biz sadece bir an bilirmişiz.. yıllar biriktikçe hayat denilen puzzle da her şeyi yerli yerine koyacağım demekki, her tecrübede bir parça olacak elimde ve biraz daha çok bilicem, ama yine de az. O sonsuz nur un bildikleri yanında yine anlamsız kalıcam.. şimdi katmerlensin dualarım, sabır olsun diğer adım ve unutturma ki çoktan seçmeli bi sınav değil hayat, sınavsız geçiş asla yok, alnımın akıyla çıkarsam ne âlâ, bu benim sınavım..

23.12.07

umut besleyip
sabır biriktiriyorum.
her şeye rağmen
heybeme koyabildiklerim eksilenlerden fazla..
ne mutluyum ama..
çocuğa sahip anne gibiyim
kendimi değil onu düşünüyorum
farkettim ki
hayatımda pek fedakarlık olmamış daha önce
fırsat biliyorum..
allahtan tek dileğim
uzak etsin
bıkmaktan..


hangi sınava çalışsam diyorum
çoktan seçmeli mi
seçimsiz
kabul edilene mi..
yok yok öyle değil
karamsar da değilim
kararsız da..
sadece
öyle işte..

22.12.07

20.12.07

22.11.2007

benim hâlâ umudum var..
*

27.11.2007

kalem ve boş kağıt kalıyor öylece elimde

gözyaşlarımdan yer kalmıyor

her zerresi ayrı ayrılık

ayrı yalnızlık

ayrı çaresizlik..

nereye deyse kalemim

kanıyor..

kalbim yeni bir zırh giyiyor

artık daha güçlü

artık daha dik..

perdelerim gece gündüz çekili

kapalıyım hayata..

*
29.11.2007

Allah'ım bugün çarpışmasın bulutlar,

Yağmasın bugün sağanak acı..

Kırıldıklarımız un ufak olmadan,

Göster rahmetini Allah'ım..

19.12.07

Elsin sen, el; varlığın sadece bir avuç içi

Sadefinde inci neyse, dudağında dua odur. İncinin ışıktan uzaklığın beşiğinde belenmesi gibi, dua da Rabbinden uzak kalışının gurbetinde bestelenir. O'na sonsuz uzaklığının kuytusunda O'nun sana sonsuz yakınlığını fısıldaması, dua incisine rahimlik eder. Bir şahdamarı yakınlığından emzirilir dua. Öyle yakındır ki Rabbin sana, rahmetinin sana yakınlığını senin kendine yakınlığınla anlatır. Şahdamarı sende senden içeri olan, teninden de beri olan değil midir? Öyle bir yakınlıktır ki bu insanın kendisini çağırmasına benzer yahut kendisinden bir şey istemesine. Kendisini çağıran kendisine kendi çağrısından önce cevap verir. Kendisinden bir şey isteyen de kendisinden istediğini baştan kabul etmiştir ki öyle ister.
İşte o sonsuz uzaklık sadefinde, o uçsuz bucaksız gurbet denizinin dibinde, Rabbini çağırmayı kendi kendine seslenmek kadar elle dokunulur hissetmelisin parmak uçlarında. Rabbinden istemeyi kendinden istekte bulunmak kadar gözle görülür bir inci eylemelisin dudaklarının sıcağında.
Garip değil mi? İnci karanlıkta büyüdüğü halde, ışığa eşsiz bir pırıltı katmaya hazırdır. Seni de şaşırtmaz mı, incinin ıssızlıkta ve sessizlikte boy attığı halde birden varlığın merkezine oturması? Öylesine bir incidir işte dua. Sakin ve sarsıcı. Suskun ve konuşkan. Nazlı ve sokulgan. Uzaklığın çocuğu ve yakınlıkların anası. Öyle önceliklidir ki dua, teninde açık yaralar bırakır Rabbin ki, o sancılardan dua gülleri büyütesin. Aczinle sonsuz kudretine susamanı ister. Fakrınla nihayetsiz rahmetine acıkmanı diler. Kendini kendine yeter sanman, önce duayı elinden alıyor ve sonsuz fakirleştirir seni. Kendini susuz ve tok sanman, O'na yakarma iştahını giderir, O'na kuluk hevesinden yoksun bırakır seni. Öyle hatırlıdır ki yakarışın, seni rahmetinin eşiğine gözü yaşlı, boynu bükük halde getirecek günah ve pişmanlıklarını, rahmetinin eşiğine başvurmaktan geri durduracak sevap ve hatasızlığından daha çok el üstünde tutar Rabbin. Öyle tatlıdır ki yalvarışın, seni aff ve mağfiretinin dergâhında ağlatıp sızlatan unutuşlarını ve sürçmelerini, lütuf ve bağışına muhtaç olmayacakmışsın gibi müstağni kılan susturan itaatlarinden daha çok sever Rabbin. Yeter ki bu toprak kabın içinden yakarış türküleri yükselsin. Yeter ki suskun ve soğuk dudaklar dua dua söze gelip ısınsın. Yeter ki bu küskün ve dargın yüze ümitten çiçekler dokunsun. Yeter ki çamurdan bedene sahici bir nefes s/insin. Yeter ki bu boş avuçlarda dua dua kelebekler kanatlansın. Yeter ki bu varlık sadefinden dua incileri dökülsün. Bu varlık sadefini o inciyi içinde taşımak için giyindin. Bu dünya seferine o inciyi içinden taşırmak için soyundun. Dudağının her kıpırtısında, dilinin damağına her dokunuşunda nice incileri kıymetsiz kılan bir kıymet kazanır bu toprak bedenin.Göğsünün her daralışında, tereddütlerinin her kımıldanışında, incecik sızılarının nefes nefes söylenmesinde, yanında, yakınında, kendine olan yakınlıktan da beride bir yakınlıkla Rabbinin rahmetinin eşiğinde bulursun kendini. Nefesine bürüdüğün her sızlayışta seni hemen işiten Semi' ismiyle tanırsın O’nu. Kalbinin kimselere söylenmez, söylense de önemsenmez her hüznüyle seni her daim önemseyen Hakîm ismiyle varırsın huzuruna O'nun. Hata ve kusurların seni ezip mahcubiyet ateşinde yaktıkça, en sessiz iç çekişlerini ciddiye alan, ayıplamadan bağışlayan, sonra hiç yüze vurmayan, asla başa kakmayan, severek affeden, affettiği için adeta sevinen Afuvv isminin serinliğinde bulursun O'nu. En mahrem sırlarını paylaşan, en utanç verici ayıplarını şefkatiyle örtüp saklayan, en yüz kızartıcı suçlarını sonsuz anlayışının kucağında eriten Rahîm isminin eşiğine dökersin eteğindeki taşları.
Nasılsa bir gün bu sadefin, bu toprak bedenin elleri çözülecek, hücreleri dağılacak, dudakları eriyecek değil mi? Öyleyse, hiç durmadan içindeki dua incisini büyütüp O’nun rahmetinin deryasına savur. Elsin sen, el; varlığın sadece bir avuç içi. Ellerin var sadece, bir de elindekiler; elindekiler bir bir elinden kaydığı gibi, elin de elinde kalmayacak ki...Semaya doğru açılan, varlığını duanın ayâsında toplayıp söz söz yakaran Sensin. Başka bir şey değilsin; başkaca önemli değilsin ki.. Başkalarının sen yokken, sen kendi yokluğunu bilmezken, varlığın hasretini bile çekmezken ettiğ "evlat duası"nın kabul edilmişliğisin. Bir duanın ete kemiğe bürünmüş halisin. Baştan ayağa, tepeden tırnağa, hece hece, hücre hücre duasın. Duasın sadece, sadece duasın.. Annen duadır. Beşiğin duadır. Ninnin duadır. Servetin duadır. Mirasın da dua..
Ne kalırdı ki senden geriye, duan olmasaydı?

senai demirci

18.12.07

her gece..

"Rabbim sen en iyisini bilirsin. Sen en iyisini bilirsin ve böyle olduysa böyle olması gerekiyor demektir. Sana teslimim."

Aydınlığı göster Allah'ım..
Her şeyi bir kenara atıp, Sana inandık, Sana güvendik Allah'ım.. Rabbimizsin, her şeyin iyisini bilensin. Hayır da senden şer de. Bize şer görünen belki de hayırdır. Bize hayır gelen belki de şerdir. Hayr'ı bize göster Allah'ım. Ey Yüceler Yücesi, varlığımız da Sen'den, yokluğumuz da. Yokluğunda bırakma. Yokluğuna dayanamayacaklarımıza kıyma. Sen bilirsin Allah'ım. Derdi veren de sen, dermanı veren de. Yaramıza merhem ol Allah'ım. Kimseyi kimseye muhtaç bırakma, sana muhtaçlığımızdan başka.. İçimizden geçenleri de bilensin. Gözyaşlarım içimi söylemeden bil Allah'ım. Güç ver Allah'ım. Alaah'ım güç ver. Sabır Rabbim ve şifa..



"İçimden bir âh yükseliyorsa gökyüzünün katlarına, âhımın bir yüzü ne kadar şikayete baksa da, sana bakan yüzüyle âhım bir şükür hükmündedir."

yürü(yelim)

Senin de bu kadar titrek miydi yüreğin benim yaşımdayken? Her sallantıda sendeler, korkar mıydın düşmekten? Onca küçükken yaşadıklarını unuttun mu, biliyorum hep aklında sız(ı)ların. En çok nesiz büyüdün sızılarınla bir başına? Neyin özlemiyse o hiç çıkmayan içinden, benim hüznüm oldu daha üzüntüsüzken. Sen yaşadıklarına üzülürken, beni yaşlarla bıraktın. Sen anlatmadıkça kırıldıklarını paramparça olmasınlar diye, ben de anlatmadım kimseye kırgınlıklarımı. Her anlatılmayan bir gözyaşı oldu ardından susuş, her susuş bir damla oldu, eksilmedi hep doldu. Zamansız akan yaşlarım, şimdi hep saklımda. Sen görme üzüldüğümü sana. Sonra sen de üzülürsün, hiç istemedim üzülmeni, ama üzdüler anne.. Sana hep konuş dedim di mi söyle, kimbilir ne çok içinde kalanların var. Belki de öyle olmalılar. Kızmıyorum artık sana, kızamıyorum, bana çıkıştığında, sesimi çıkarmıyorum, yeter ki sen iyi ol, gerisi önemli değil. Sana daha göstereceklerim var. Takın yine o masum bakışını, iyi niyetli gülümsemeni yürüyelim umuda..