31.10.07

kar kış konvers kasım

öksürük :
Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür. 3 grupta toplanır.
- Kuru öksürük : Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür.
- Nöbet şeklinde gelen öksürük : Bu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür.
- Balgamlı öksürük: Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz'un bir işareti olabilir. öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır..

höksürük illet bişii :(
böle sıcacıcık boğazlı kazak giyesim var yaa. kar filan yağsın artık, iliklerimize kadar üşüyelim, ellerimiz buz tutsun, hohlayıp ısıtmaya çalışalım, burnumuz kıpkırmızı olsun, dışarınınn buuuzz gibi soğuğundan içeri girince, çözülerek uyuşalım ve buharlanan gözlük camımızı boğazlı kazağımızla silmeye çalışıp çizelim..



bere takalım artık :) rangarenkk..

sonra tabii..

eldiven.. buz kesen ellere birer eldiven..
süs olsun diye parmakları olmayan değil, eldiven bulamayıp çorap da değil..
bi eldiven :D
aha yaa, daha kar yağcak, bembeyaz olcaz daha:)
bu kadar acelem neyidi hasta olcak :D taa böle karlı pekmez filan yapılcaağa sıralar olmalıydım.. neyse artık :(
bi de tabi 8-9 çorap filan da giyseydik, kutuplarda yaşıyoruz yaa, soğuk oluyo biliyonmu :D hazır çorap demişken baştan ayağa geldik.. çizme bot felen hepsi güzel de, geçen ne oldu onu anlatıyım.. konvers (converse:) mi alayım yoksa spor ayakkabımı diye iç geçirirken annem birden 'konferans' alsana sen dedi.. ayrıca hiç muhabbetini de yapmamıştım konversin filan.. annem öle diyince bağlanamadım. höh :S dedim, anne o ne ? başladı konvers haricinde bütün konlu şeyleri söylemeye.. ben hatırlasam onu kastettiğini sölicem kurtulcaz.. 'korn flakes' dedi sonra hemen akabinde 'kompleks' geldi.. bakıyom annem bütün türkçe olmayan kelimeleri sölüyo ama bi türlü o nalet sözcük ağzından çıkmıyo. ben sölüyorum yine diyemiyo :D allam yaa baya uğraştık ı ııhh.. neyse canım anladık ya derdini kasmaya gerek yok. nerden duymuş görmüş de bana al diyo onu çözemedim :S

kasım oldu aylardan, kışa 1 ay, 2008'e 2 ay kaldı..


tual'in yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım şarkısını dinlemenın tam zamanı :)

29.10.07

kısa kısa kısa..

"dudağımda yarım kalan
söylenmemiş sözümdün..
baki olsada ayrılık
aşk her daim ölümsüzdür.."
"nereye gidersem gideyim
zaten oradayımdır.."
bu hüzün nerden dolanıyo birden böyle
izin verme sarıp sarmalamasına (elbi)seni!!

"bir kelimeye bin anlam yüklediğim zaman,
sana sesleneceğim.."
bu günkü derdimiz:
"mutluluk arayışı esnasında
mutluluğa duyulan özlem sonucu oluşan
hüzün"
pelesenk ol dilime!
artık
seni susayım..

28.10.07

huzur öfke mutluluk sakinlik kıskançlık aşk ayrılık özlem sevinç ...

vesaire vesaire..

belki kolay belki zor, duyulunca bu kelimeler , akılda bir şeyler şekillenir. anlatılabilir bir şeyler üzerlerine.. konuşulabilir..

düşünüyorum da son bir kaç haftadır..
tebessüm nasıl ifade edilir?
nasıl anlatılır o hâl?
öyle bişi ki
mutluluğa yakın ama tam değil
birazcık özlem var ama tam değil
birazcık ayrılık biraz da aşk var ama tam değil
öfke hiç değil
gayet huzurlu
gayet sakin
o hâl
yine araf..
tam olarak hiçbişi değil
henüz..

26.10.07

25.10.07

nedense kaldırımda gözlerim
dudağımda minik bir gülümseme
saçlarımda çiseleyen mutluluk taneleri
kalbimin fısıltıları
parmak uçlarımda
ellerim soğuk
kalbim sıcacık
ıslanıyorum..
damlalar,
içimdeki bardakları taşırıyor.
hüznümü boşaltıyorum
özlem doluyor..
yalnızlığımı boşaltıyorum
aşk doluyor..
üşümüyorum
her damla sen oluyor
çölleşen iklimimde..
sel oluyor yüreğimde
sana kayıyorum.

24.10.07

son mısra
...
..
.
sana kayıyorum.

18.10.07

):

Allah'ım çok şükür halimize..


hiç düşünmedim hayatı sadece bir göz sayesinde anlamlandırabileceğimi..
bir göz; harflerden kelimeleri türetip derdini anlatan
bir göz ki sadece kullanabildiği
gülümsemeyi unutan bi yüz
istese de gülümseyemeyen..
bi isteğin var mı sorusuna
"sadece dua etsinler" diyen..
yine gözleriyle..



İnsan, bir hasta veya sakat
görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadığı için şükretmelidir! Hadis-i
şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, hasta, sakat birini görünce, "Allahü teâlâya
hamdolsun ki beni böyle etmedi. Bundan ve daha başka dertlilerden üstün kıldı."
derse, nimetin şükrü olur.)
[Beyhekî]





15.10.07

tut elimden !

şimdi küçük bir kız düşleyin. acılardan, hüzünlerden, yara bereden habersiz. gülücükleri içten, etrafı kalabalık. bir kız düşleyin, günahsız, taze temiz. çıkmamış hayata daha. yağmur görmemiş, hiç bir araba çamur sıçratmamış. bir kız düşleyin, pembeler içinde, masum ürkek. daha ne deseniz doğru bilecek, yanlışı öğrenmemiş. düşleyin ki hiç yalnız bırakılmamış. bilmemiş sessizliği, anlamaz beklemekten. sadece düşleyin, bilin ki yok böyle bir kız. çünkü olunmaz böyle bir başına. daha küçücükken bırakılamaz. koyup gidilmez öğretilmeden doğru yanlış. yara almamşısa hiç daha, neden bu acele? ne yapsın şimdi? düşürdünüz elideki elma şekerini de. ne hayalleri kaldı elinde ne gücü ne takati. nedendi bu pervasız kaçış düşünmeden dünyanın orta yerinde br başına kalacak olan bu kız çocuğunu? öyle bir hal ki bu, telafisiz, tarifsiz..
Önce ağlamayı öğrendi kız çocuğu. hıçkırdı, olmadı duyan. elme şekeri elinde, tuttu evinin yolunu. ağlayan gözleri görmedi artık şekeri. bu kadar zorunda kalarak öğrenmemeliydi tüm acı şeyleri. ağlamayı öğrendikten sonra bir de farketti ki artık yalnızdı. yoktu yanında " bak kızım, burası deniz.. aç bakalım kollarını, işte o kadar büyüktür, rüzgar olunca burdaki sular dalgalanır, dalgalar suları bir uçtan bir uca sürükler.. denizi burdan izlersin, bir adım daha atarsan 'hiç'liktir.." diye anlatanı. artık kasırgaları dakendi öğrenecekti, dalgaları da, hiçliği de. gözlerindeki yaşı gören de olmayacaktı yani. hiçlik denizlinde yüzmeyi öğrenirken ağlamamayı da öğretecekti dalgalar. o akmayan yaşların hesabı da yazılacaktı güzel kızın defterine. gecelerden korkmamayı öğrenecekti küçük kız hayatın elinden tutarken. küçük kız artık büyüyecekti. elma şekeri alındığı günkü gibi gülmese de, hayata gülümseyecekti. ağladığını duyan olmamıştı ya gecelerde, belki gülümsediğini görürlerse elinden tutarlardı, sıcak.. hasreti başkasına saklar, özlemi başkasına duyardı. gidenlere emanet ettiği mutluluğu, onlardaki huzurla birlikte alırdı.
Büyü küçük kız, tut elimden ve hayata yürü..

14.10.07

ifadeler anlamsız, sözler tutuklu, her hâl araf..
hani demiştim ya köşeye sıkışmış gibiyim
şimdi hakikaten öyleyim
öyle garip bi hâl ki
ifadesiz
açıklamasız
anlamsız
sebep mi?
ben de bilmiyorum..
hani tepesinde bi lamba sallanır
oda karanlık
sorguya çekerler suçluyu
o sıra nerdeydin
ne yapıyordun
öyle sorular sorarlar ki
uzun uğraşlar sonunda
anlatır tek tek
ya da mecbur kalır..
bi gün kendimi
böyle sorguya çekmek istiyorum
o gidip gelen titrek lambanın altındaki de ben
zebani gibi dikilip konuş ulan diyen de..
düşüncelerim öyle zor çıkıyor, öyle zor anlamlanıyor ki..
çoğu zaman saçma sapan
çoğunda anlamsız
o yüzden bu ifadesiz kalmalarım
bu bilinmeyen denizlerde çırpınmam
halbuki tek tek ve sıra sıra olmalılar
abaküsteki boncuklar gibi
sayabilmeliyim
ah bu maddecilik öldürecek beni
aklımı hizaya koyamıyorum
hisler, düşünceler, duygular karmakarışık
hepsi birbirinin içinde
tepişip duruyolar
cama bakıyorum
yağmur damlaları
dudağımda
dünden kalma hüzün taneleri
gidenler
kalanlar
her şey yine yerli yerinde
sadece
elde var anılar

12.10.07

halbuki sana bayramın ilk gününden hiç bahsetmiycektim.. sadece dancer in the dark filmini 7 cd ciye sorup bulamamamdan, yeni aldığım bisiklet tekeri gibi olan küpemden, en fazla 1 baklava yiyebildiğimden, ölüm kadar basit kitabının akışına hala kendimi bırakamamış olmamdan, geçen seneki ramazan bayramını ve ereğliye gidişimizi hatırladığımdan, başkalarının üzüntüsünü gördüğümde kendim de bi nebze kendimi kötü hissettiğimden, kendimli cümleler çoğaldıkça eskiden yazdığım bi yazıyı hatırladığımdan, hakikaten bazen belirsizliği sevip sevmediğimden, anlaşılmadığımda başkalarında değil de sorunu kendimde aramam gerektiğinden, ama bazen bizzat anlaşılmamak istediğimden, kendini tekrarlayan, sırtı ağrıyan, pembe renk yakışan biri olduğumdan da bahsedip bahsedemeyeceğimi düşünecektim.. ama artık çok geç demek için çok geç..

11.10.07

sevgili günlük diye başlıycam cümlelere hep sevgilim dermiş gibi geçiyo aklımdan.. neden söylediğimi, sonunun nereye varacağını bilmediğim bi cümle çıktı klavyemden. ne kadar soğuk oldu ayrıca, ağzımdan ya da kalemimden demek varken, klavyemden.. neyse şimdi bunları tartışmanın zamanı değil.. uyuma zamanıı :)

7.10.07

ecel

sessiz bir gece..
kendini sabaha bırakmak üzere,
ortalık aydınlanacak az sonra..
yine yeni bir günle yüzleşeceğiz,
diğerlerinden farklı olmasını umduğumuz..
öncekilerden,
belki de boşa harcanmışlardan
daha iyi harcayacağımızı istediğimiz
yeni bir sabah..
kimbilir dün kaç kişinin diline dolandı
şu bir kaç söz
"gün doğmadan neler doğar"
umudun ifadesi,
çaresizliğe inat hayatta kalmamızın göstergesi..
tutunacak bir dal bulabilmek
çekmek o dalı
inadına bağlanmak hayata..
sağ çıkmak ertesi güne..
sabah ezanlarına gark etmek sessizliği
dinlemek sonra da
ezanı ve kendini..
ya sağ çıkamayanlar?
öldüklerinden bile haberimiz olmayan canlar..
öyle uzak kalmıştık ki son günlerde,
keşke bir kez daha arayıp sorsaydım nasıl diye
dediklerimiz ardından..
geç kalınmışlık..
haber verin yakınlarınıza yaşadığınızı
belli edin sarıldığınızı hayata
belki bir gün
ezanlar okunur
sizin için bu kez..

ve benim öldüğümden bile olmaz haberin...
ansızın..
ecel..

06,06
06,12,2006

6.10.07

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze?
ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
cahit sıtkı tarancı


bugün varız, belki de yarın yok..
bilemeyiz ecel nerde kapımızı çalacak..
:'(
allah rahmet eylesin..
allahtan sabır..


"Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz."
Ankebut : 57

5.10.07

2.10.07 : 11,08
- öhüm öğhhh ööhh.. olips var mı?
- efenim ?
- olips, olips..
- hıı..
- ne kadardı?
- 500.. soğuk sı içme !!
bakkaldan bile laf işiterek başladığım devamında kısık bi sesle anlaşılamayarak geçirdiğim bi gündü..

pc kursuna istemeyerek de olsa gitmiş, çıkışta yine bayramyerinde konumlanmıştık, oranın demirbaşı olmaya niyetli görünüyoduk.. yine bildik insan güruhu müzik dinleyip eğlenmeye gelmişti, ben hariç.. ben sadece müzik dinlemeye.. ahh le yar yar a onu da geçtim ben bir seelvi boylu yardan ayrıldımmm a eşlik edememenin verdiği ağar yenilgiyle boynu bükük, söyler gibi yaptım şarkıları.. ayaküstü konservatuar başvuru formlarımızı da almıştık o akşam, birden bağlama kursuna da gitmem gerektiği yönünde vahiy geldi, hayır olsun tabe, ertesi gün bizi bekliyodu..

3.10.07
bu çarşamba hiç bi şey yaparak geçirdiğim nadide günlerden biri olacak diye sevinirken, ne büyük hata, hatırladım hemen , konservatuarı bulmamız gerektiğini.. ben ne biliyim yerinin değiştiğini, yine aynı yerde sanıyorum, neyse formun en altına baktığımda (tabi gelen telefondan sonra) farkettim. yine bişi değişmedi gerçi, bu da babama anlattırana kadar sürdü. babam ki muhabbet esnasında nerde oturuyosunuz diye yönelttiğimiz bize basit gelen soruyu kapı numarasına kadar detaylandırıp nokta tahmin yapabilen biridir.. anlattı tabiki, nerden gidilir nerdedir diye.. neyse gidip bulduk orayı.. eskiden un fabrikasıymış, yandıktan sonra restore edilmiş.. önkaydımızı yaptırdıktan sonra binayı restore kokusuyla ımmm mis miss gezdik. daha yeni yerleşiyolar gibi geldi bize.. ilk katta 2 tane piyano bulmamıza rağmen ikisinden de ses gelmiyodu, aynı ben.. tabi fişe takılı diğilmiş, nerden bilsin biz.. o otantik havada, o güzel ekoya sahip odalarda çıkmayan sesimle şarkı söylemeye çalıştım.. ne büyük acı :( son kata geldiğimizde de birinin çalışma odası zannettiğimiz, sandalyede ud olan tahtasında değişik notalar ve şarkılar asılı odada bulduk kendimizi. ahh ahh böle uzun uzun anlatmamın var bi nedeni, ortaokuldayken müzik öğretmenim meslektaşı yapıvermişti beni, çünkü lisede güzel sanatlara gidicektim, tabi yan çizmeseydim.. pişman diğilim ama ne biliyim elimde bi yan flüt ya da bi ney neden olmasındı, ya da güzel bi single'a neden sahip olmayayımdı :D hehee. neyse canım müzik öğretmeni iki tane arkadaşım var, canım çektiğinde onlara gider, sebeplenirim kendimce. hem fatmagül söz verdi piyanosunu kursun bana bilmemkimin bilmemkaçıncı konçertosunu çalacak :D ne diyodum hıı işte miss restore kokulu binadan ahhh ahh diyerek ayrıldık.. eve dönüşte de yağmura yakalandık, neriman niye acele ediyon ne güzel ıslanıyoz ya dedii.. canım neme lazım zaten hastayım.. düşündüm de dedim yavv bu yağmurda yürümenin neresi romantik allasen, yanında sevgilin olcak, yağmırda yürücen, pehh, git otur bi yere nie ıslanıyon, kar olsa tamam anlarım bak, bembeyaz o daha güzel geliyo nedense.. kışımı özledim ne!! eve geldiğimizde garip şeyler hissettim kendimce, bu genelde olur :D bu sesimin kısılması beni gereğinden fazla üzdü.. sinirlerim zıpladı, bi kere de eksikliğini hissetmeden bişiyin kıymetini ne zaman bilicem bunu düşünmeye başladım.. o gün abartıp sesimin düzelmiyceni bile düşündüm ve ağladım. ohhh bayadır da ağlamamıştım :D ağlayınca farklı şekiller alan göz makyajını çok severim :D aynaya baktım, yüzümü yıkadım.. gereksiz yere bi kaç kişiyi üzdüm, ben dahil.. o gün pc kursuna gitmek hiç içimden gelmedi, yaprak dökümünü de izlemedim, zaten tv başında durmaya baya bi sabır gerekiyo artık.. tahammülsüz bişi oldum..

4.10.07
bir yaprak daha çoktan eksilmişti yaşam takvimimizden..

5.10.07
"nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir." ziya paşa güzel sölemiş zamanında.. bi gün yine lisede okul bahçesinde toplanmış büyük ihtimalle istiklal marşını okuyup evlere dağılacaktık, müdür bu sözü söylemişti, ben ne demek istedi şimdi bu, nası yani filan diye geçirmiştim içimden.. bugün de çok kez aklımdan geçti yine.. sinirlerim fena halde bozuldu, uyuz oldum.. yakında çocukları sevmekten de vazgeçicem, sanki ilkokulda hiç arkadaşımı şikayet etmemiş gibi, yanımdakiyle hiç konuşmamış gibi, ya da yazdığım yazıyı örtmene götürüp örtmenim olmuşmu dememiş gibi.. sevmeden yapılıcak şey diğil bu meslek.. bu yaramaz veletler olsa da her sınıfta iki üç, çoğu kez de gülümsüyorum.. bazılarında kendi çocukluğumu görüyor, bazılarına kızdığımda üzülüyor, bazılarını anlamaya çalışıyorum..
ımm hatırla sevgiliyi izledim bugün 3bölüm izlemedikten sonra.. o da baydı artık.. en iyisi haftasonu film filan izlemek.. bakalım bakalım :)

1.10.07

ya da
hiç başlama
yine.
bırak..
o da kalsın..
neden bu bendeki öteki..
neden evet derken hemen hayır beriki..
papatya
para
papaya
olmazz..
ya da hemen şimdi.
ileri
sen de
haklısın..
sen de.
sen DE..
sende
kalsın!