26.3.08

hüznü kalbime koyan Allah'ın adıyla..
misafiriniziz dünyada,
unutmuş gideceğimizi,
bir ahu vah'tayız,
bir telaş,
bir acele..
arzularımız yerine getirmekle azalmıyor..
biri..
hemen ardından diğeri..
yetmiyor yerimiz, yurdumuz, çevremiz..
bitmiyor kavgalar, savaşlar..
neden burdayız unuttuk..
güzeldi ışıklar,
renkler,
güller,
gülüşler..
söndü bir gün ışığımız,
siyaha döndü renkler,
güller soldu,
gülüşler hüzünle doldu..
her şey sebepler içinde..
biri çekilirken dünyadan sessizce ebedî istirahatgâhına,
vesile oluyor birkaç dünyalının masum uykusundan uyanmasına..
yeniden merhaba hayat!
ben geldim..
02.06
26.03.2008

23.3.08

"insanı ürküten bir sessizlik hakimdi koridorlarda,
insanı sağır edecek kadar güçlü,
içten, yürekten,
yürek yakan yürekten gelen bir ağıt"

korkuyorum..
nerdesin?
yüreğimde bir korku, çıkmıyor o derinlikten..
sessizliği bozsun diye açtım : breaking the silence - lorenna mckennit..
en azından rüzgarın uğultusunu bastırdı, kapıyı yoklayan, sonra vazgeçip giden rüzgarın.. gelsene rüzgar, al beni de götür gittiğin yere.. denizlerin olduğu serinliğe.. uçsuz bucaksız gökyüzüne, alanlara, sıra dağlara, sesizliğe, hiçliğe...

20.3.08

bugün!

evde yapcak bişi bulamayınca karşı komşuya bari gidelim dedik yemeği yiyip.. yalnız karşı komşu tabiri yetersiz kalıcak gibi, hayriye ve ayşe nenelere desek belki daha doğru olur.. biri 80 biri 83 yaşında iki kardeş bahsettiklerim. eşleri olmadığından birlikte yaşıyolar. en son ramazan bayramında annemle gitmiştik şeker nenelere :) allahım bi sevindirik oluyolar gittik diye. bugün yine, nerden aklına geldi babanneni getirmek diyo bana. canım ya, hep aklımdalar aslında. yalnızlıklarını azaltsam diyorum gidip de..
bize gelen misafirlerden merdivenleri çıkmayı başaran yaşlılar, genelde "ah yavruuuuuum, hiç yaşlanmayııııın, hep böle kalınnn!" diyolar ya, ne fayda, hepimizin olacağı o, belki onlar kadar da yaşayamıcaz.
neysem ayşe nenem duymuyo tabi konuşulanları, bu da yaşlılığın bi ibaresi.. el çırpıyo, hayriye teyze de ona anlatıyo kısaca :) düşününce ne kötü, tv'yi kısık sesle izlemeyi denemek lazım, bi de ne konuştuklarını merak ettiğin bir program olmalı..
ayşe nenem yürüyemiyo zaten, hayriye nenem de bayramda gittiğimizde emekliyodu,ilaçlar sayesinde, az buçuk yürümeye başlamış.. ee zor yürüyen bi insanın süpürge tuttuğunu düşünemezsiniz :p yazık ayşe nenem, kiracısından rica etti,o süpürdü ben de toz filan aldım.. nenemlerin salonda bi kitaplık gördüm, içinde envai çeşit kitap.. nöroloji, nöroşirürji, kulak burun boğaz, patoloji, anatomi vs. anladınığınız üzere tıpta okuyan biri var yakınlarda. hayriye nenenin torunu olurmuş kendileri..
bi sürü
kitabı bırakmış gitmiş. e dururmuyum, o kadar hastane geçmişimiz var, karıştırdım deştim biraz, işime yarıycakları aldım, çay içerken göz gezdirdim. baktım olmıycak, nenemlerle muhabbete devam edip, kitapları eve götürmeye karar verdim.. birinden bir altta eklediğim ataol behramoğlu'nun(yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var - toplu şiirleri 2) bir yazısı çarptı gözüme: Annem Yok Artık..

diğer kitabı açtım ( Albert Camus - Yabancı) : "Bugün annem öldü. Beldi de dün, bilmiyorum. İhtiyarlar Yurdu'ndan bir telgraf aldım : 'Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak. Saygılar.' diyordu. Bundan pek bir şey anlaşılmıyor. Belki dün ölmüştür. ......" diye başlıyor :O yani ben napiyim
bir diğer kitap -deli misin demeyin- Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, derdime deva arıyorum ya !
bi de yeşillik olsun diye Orhan Veli bütün şiirlerini almışım. yeşillik derken renklensin bakımından, orhan veli kim ben kim yoksa, ne haddime!!
bahsetmediğim son kitap da dün evden bulup çıkarmış olduğum: Kitap ve Sünnet Perspektifinde KADER kitabı.. hepsini eşgüdümlü okuyabilir miyim bilmem.. zaten benim başka işim yok, yemek yapayım, bulaşıkları yerleştireyim, çamaşır toplayıp, pirinç seçeyim, kitap okuyup blog doldurayım.. hayatın hengamesinde tam isteklerim, yapacaklarım, gezeceklerim, alacaklarım... derken, toz duman oluo her yer, bakıyosun elin bomboş, sana verilenler haricinde hiçbir şeyden nasiplenemiyosun.. ve gecenin bi vakti, ışığı açıp, kaağıt kalem bulmak yerine, mesaj oluştur diyerek başlıyosun yazmaya :
'Ağlamamayı öğrenmeliyim artık. sırf senin için. üzgün olsam da gülümserdim ya sana, sen de üzülmeyesin diye. işte öyle.. insan bazen mecbur kalıyormuş, seçenek sunulmaksızın önüne, kabulleniyormuş başına geleni, öğretti gidişin.. ruhum seni arar seni anar artık . sana geldiğim gün, o gün Allah'a vardığım gün olacak, ararsam seni o güruhta, bul beni! yine sarıl bana.. sımsıkı..'

Annem Yok Artık

Annem yok artık. Beni düşünen kalbi yok. Bitti.
Umutsuz olmak istemiyorum. Umutsuzluğun bir çıkar yol olmadığını biliyorum. Annem yok artık, yeryüzü çok gördü onu, kalabalığın arasında kuş gibi çırpınan varlığını çok gördü.
dalgın yüreğini çok gördü, bizim için çarpan, kaygılarla dolu yüreğini.
Annem yok artık. Bu kesin. Gelinecek bir yere gitmedi. İşte geldim çocuklar demeyecek, nasılsın yavrum demeyecek, sobanın yanına oturup uzatmayacak yorgun ayaklarını,
Sabah kahvaltılarının masası olmayacak artık, yine gel demeyecek, çıkarken ben kapıdan, çıkıp karanlığa karışırken
Yeni bir dönemi başladı ömrümün, annemin olmadığı dönemi, onu yüreğimin üstüne nasıl bastırmak istediğimi bilemeyecek artık
Gençlik dönemleri bir şey anlatmıyor bana, aklımda hep son dönemlerinin annemi
Hayatım sürüp gidecek, annem olmadan, çocuklarım olduğunda onlara annemi anlatabileceğim sadece
Fotoğraflarına bakacaklar, ufarak, biraz mahzunca bir kadın
Küçücük tozlu pabuçlarıyla merdivenleri merdivenleri tırmanıp kapımı açıp girmeyecek
Yüreği dopdolu, trafikten insanlardan şaşkın, kocasına sığınan biraz bütün fotoğraflarında
Hayatım rüzgâr gibi akıp geçiyor, uğultulu bir rüzgâr gibi akıp geçiyor hayatım
Annem diyemeyeceğim artık bir başkasına, sesimin anneme seslenirkenki tonuyla
Tatil dönüşlerinde annemin uğrayacağım evi yok, beni seven birileri olacak mı yine de
Gidip koşulsuz uzanacağım bir yatak, saçlarımı okşayacak bir el
Ama ben anneme de bütün bütüne hiçbir zaman bırakamadım kendimi
Saçlarımı okşarken, yorulur şimdi, bırakır şimdi diye düşünürdüm
Ve çılgınca yaramaz, beyni boş denecek kadar yaramaz, ve hastalıklı denecek kadar duyarlıklı bir çocuktum çocukluğumda da
Dizlerine oturduğum bir gün, indim utanarak, kısa pantolonumdan fırlayan ve bana artık çok büyümüş gelen dizlerimle
Oysa ilk okul ikide ya var ya yoktum daha
O zaman tanıdım sonsuz geniş caddelerini Kars'ın, sonsuz geniş göğünü ve o zamanlardan kaldı yüreğimde sonsuz bir uçurum duygusu
Annem hiç bir zaman bilmedi bunları, yüreği büyümüş bir çocuktum ben, gizli gizli ne kadar çok ağladım, bir gün öleceğini düşünerek onun
Annem yok artık, onun yüreğindeki ben de yokum, yani annemle tanımlanan ben de öldüm onunla
Şimdi yeni bir tanıma alıştırmalıyım kendimi, şimdi ben kendimi düşünmezken bile kim düşünür beni
Umutsuz olmamak gerektiğini biliyorum, bu acımasız gecede
Yazgı diye bir şey yok, içinde yaşadığımız bu toplum öldürdü annemi
Çarpıntılarla hırpalanan yüreği dayanamayıp parçalandı sonunda
Şimdi toprak dolar gözlerine, artık istese de kımıldayamaz, yokluk esir aldı onu
Bağladı ellerini kollarını sessizlik, çaresiz bile değil artık
Bir çocuk gibi korunmasız, karıştı bin yılın ölüsüne
Ama onun umutları benim de umutlarım olacak bundan böyle, çaresizleri korurken annemi de korumuş olacağım biraz
O dilediğince yaşayamadı ömrünü, varlığını özgürce geliştiremedi
Ama bütün insanlar varlıklarını özgürce geliştirebilecekler bir gün ve annemi hiçbir zaman unutmayacağım
Her ölüm kahramancadır, annem hepimizden önce yaşadı bu kahramanlığı
Ey benim yüreğim, güç ver bana, ey hayat güç ver bana, anneme yaraşan şiirler söyleyim
Boşuna yaşamış olmasın o, sonsuzlaşsın, içten, pürüzsüz dizelerimle
Nasıl acı duyarsa mağara adamı, nasıl çıkarsa ölçüsüz haykırışlar gırtlağından
Öyle bağırayım ben de, sonsuzlaşsın yüreğim, bütün insanlara sevgiler taşıyacak kadar
Ve öylesine güzelleşsin ki her şey, öylesine erisin ki yumuşak bir ışıkta
Öylesine bilgeleşeyim, öylesine sevgiyle dolsun ki kalbim, ölürken annemleşeyim
Biliyorum var olmaz bir daha yok olan şeyler, umurumda değil biçim değiştirişi maddenin, ruh diye bir şey de yok
Ama gizli sevgiler bulunup çıkarılırsa yüreklerinden insanların
Çıkarılırsa karanlığından unutuşun yaşanmış olan şeyler
Ve tek bir insan yüreği gibi çarparsa bir gün insanlık,
Hiçbir şey yok olmamış olacaktır, dönüşerek sonsuz, büyük, ve bütün zamanları birleştiren bir sevgiye
(1976)
Ataol Behramoğlu

19.3.08

"Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir zarar ve fayda verecek durumda değilim. Her ümmet için bir süre vardır; süreleri sona erince, bir saat bile geciktirilmezler ve öne de alınmazlar." (Yûnus , 10/49)

"Siz ancak Allah'ın dilediğini dileyebilirsiniz." ( İnsan, 76/30)
***
Allah'ım..
dilerim ki ruhum karanlıkları mesken edinmez, gözyaşları sineme yer etmez, ayaklarım yalnızlık dolambacında bilmediği yollara yönelmez.. dert verip de derman aratmayın Allah'ım.. acıyı bir başka elemle unutturmayın.. birken beş olmasın üzüldüğüm.. derdimle yoğrulmak, sonra da yunmak yıkanmak nasip edin Allah'ım.. dünya gurbetinde, kimseyi yalnız bırakmayın Allah'ım..

18.3.08


her yer öyle huzursuz ki sensiz.. ocağı kontrol etmeden, kapıyı kilitlemeden, iki tembih sözü etmeden neydi acelen? çiçeklerin seni bekliyor anne, ben sevemem senin kadar onları.. onlar da ölürse.. bilsen.. ne kadar da yalnızım.. soluksuz kaldı mutfağın.. sevgine acıktık şimdiden. gözlerimiz susadı sana.. sıcak bi dokunuştan uzağız. sana ızdırap veren şeyi her gece yapıyorum.. elimde değil.. kimse görmüyor, kimseye söylemiyorum.. sarılamıyorum kimseye sana sarıldığım gibi.. dudağı bükük bir çocuğum, seni sorsalar ağlıyorum..

16.3.08

anne

ayın 20sekizi, yıl ikibin7, çarşamba. 2 kişilik bir hastane odasındayım. hasta değilim, annem. erpa'dan devlet hastanesine geçişimizin ilk günü. tam 1 hafta önce bugündü annemin sırtından karnına bir ağrı girip de yürüyemez hale gelmesinin. perşembeden beri erpa'daydırk. ilk kez bir hastanede ve refakatçiydim.
perşembe sabahını unutamam. okula gitmem gerekiyor, her gün annemin beni uyandırmasına alışkınım ama o gün farklı. annem yürüyemiyor. öyle bir umutla uyumuştum ki çarşamba gecesi, annem sabaha yürüyecekti, ama öyle olmadı. gece uyuduğu oturma odasından benim odama yarım saat sesini duyurmaya uğraşmış canım benim. dönmeye yerde sürünerek kapıyı açmaya çalışmış ama nafile. o kadar garip hissettim ki kendimi o gün, artık destek almadan oturamıyor ve yemek yiyemiyordu. kahvaltı hazırlayıp yedirdim ve o gün okuldan izin alıp geldim. geldim ki artık geç kalmadan annemi doktora götürelim. işte o gün acil serviste tanıştık ahmet beyle. tüm iyi niyetiyle kabul etti bizi hastaneye. belki de pamukkale üniversitesinde yer bulamamamız bizim için hayır oldu. tedaviye devam edildiği süre içerisinde daha da iyi tanıdık doktorumuzu. her şeyin ötesinde onun moral vermesiymiş bizi ayakta tutan. umudumuzun kaybolmamasını, muallakta kalmamamızı sağlayan onun bize tedavinin gidişatı hakkında bilgi vermesi, farkettiği, yaptığı, yapacağı her şeyi anlatmasıymış tek tek. bugün o hastaneden ayrılmamız o kadar koydu ki , hala onu düşünüyoruz, konuşuyoruz. inşallah hadi bakalım derdi annemin kolundan sıkıca tutup, her gelişmede, bizi üzgün gördüğünde, sabırlı olucaz ve dua edicez derdi. dualarımız anneme, onun yürüyebilmesi için. ve o günü gördüğümüzde de ALLAH'ın izniyle, gülümserken yanaklarımız, bir paket çikolatamızı alıp ahmet beyin yanına gidicez. ALLAH'ım nolur o günleri de göster..
..
o gün çiçekler açacak
o gün daha çok gülümseyecek güneş bize
vitrinler bir başka görünecek o gün
belki kimse farketmeyecek ama
o gün farklı olacak bize
annemin yürüdüğü gün..
..
.
ALLAH'ım bugün çarpışmasın bulutlar
yağmasın bugün sağanak acı..
kırıldıklarımız un ufak olmadan
göster rahmetini ALLAH'ım
..
.
anlatılan, yaşananların posasıdır demiş ya Kafka, öyle bi 1 hafta geçti ki anlatamadıklarımdır hissettiklerim.. umut, üzüntü, çeresizlik, inanç, gözyaşı, gülümseme karmakarışık duygulardı geçirdiklerimiz.. ALLAH'ım nolur şifa verin hastalara, dua ettiğimde hep bunu da eklerdim: derdi olanlara deva, hasta olanlara şifa ALLAH'ım diye, sıra bizde demekki, şifa ALLAH'ım annem ve tüm hastalar için..
00.56
29.11.2007
..
.
bir dokunuş kalbime
bir ürperti..
01.03
10.03.2008
..
aradan geçen zamanın ne önemi var sen ve ben haricindekilere.. kum zerrelerinin tek tek süzülmesi neyse kum saatinden, öyle geçti her saat her dakika, bir o kadar hızlı, bir o kadar sindire sindire.. ama son günlerde çok hızlı.. unutamadığım diyaloglar peş peşe.. sonradan anlam verdiğim olaylar ard arda.. ALLAH'ım yardım et, ALLAH'ım yardım et, ALLAH'ım yardım! figanlarım aklıma geliyo gözlerim gökyüzünün büyüsünde.. halbuki artık yapacak bir şey yok.. ALLAH'la beraber olduğumdan onun tecellisiyle başbaşayken daha bi emin olurum ya..
ALLAH'ım yardım et..
daha soğumamış ellerin, yanağımda.. hala kokun var, dudaklarım yanaklarında.. uğultular, ölüm sessizliği.. aç gözlerini anne, gülümserdin ya her geri dönüşümde yanına, ayak sesimden anlar mutlu olurdun.. hani, sevinmedin mi? kapatmışsın gözlerini sımsıkı, kalbin kırgın değil inşallah bana, çünkü öpemiycem bir daha seni, özür dileyemem ki. yalnız ruhuna derim ne diyeceksem. kuşlar hala gökyüzünde anne, ama sen yoksun artık.. hani doktorlar ne bilir yüreğin acısını diyo ya volkan konak, aniden nasıl söyleyebildi öyle doktor.. halbuki o defalarca gidip geldiğim yol, ne kadar da kısa gelmişti, sana ulaşmaya çalışırken hemen, dilimde umut sözcükleri, kalbimin ferahlığı, bi anda yıkıldı doktorun o birkaç sözüyle, hastanızı kaybettik.. aklıma ilk ne geldi acaba.. babamın telefondaki gözyaşlarından anlamalıydım annemin ciddiyetini, eve gidince uyuma, bak uyuma sakın deyişinden annemin, anlamalıydım bir şeyler.. ya elimden düşüp kırılan nane kavanozunun kapağı, ya gördüğüm rüyalar.. ama ..
ALLAH'ım yardım et!
ayakların anne.. daha yürütücektik seni, gezecektik beraber ya.. sen annene kavuştun, beni annesiz bıraktın.. yokluğuna alışmakla geçecek artık zaman, çok zor be anne, daha giysilerini veremedim.. tamam biliyorum gözyaşlarım sana azap veriyor.. ağlamadım ama toprağa verirken seni, geldiğimiz yere kavuştun sen. gurbetin sona erdi. nerden bileceksin öldükten sonra ne olduğunu derdin ya hep , biz de bilemiyoruz toprağın altındakiler mi rahat, üstündekiler mi.. kavuşucaz annem, ALLAH'ım cennet bahçelerini nasip eylesin sana, azaptan azad atsin, sağlığımızı iyiliğimizi bildirsin, günahlarını affetsin, üzerine toprak yağarken her kürekten, gökten de rahmet yağıyordu, bereketinle gittin annem, gözün arkanda kalmasın, istediğin gibi olucaz, dosdoğru..

15.3.08

mother

Blessed is your face
Blessed is your name
My beloved
Blessed is your smile
Which makes my soul want to fly
My beloved
All the nights
And all the times
That you cared for me
But I never realised it
And now it’s too late
Forgive me
Now I’m alone filled with so much shame
For all the years I caused you pain
If only I could sleep in your arms again
Mother I’m lost without you
You were the sun that brightened my day
Now who’s going to wipe my tears away
If only I knew what I know today
Mother I’m lost without you
.
Ben derdimi kime söyleyeyim
Sensiz ana
Senin kadrini hic bilemedim ben
Aziz ana
Resul buyurdu;
Cennet analarin ayaklari altinda
Senin hayalin aklimda,
ruhumda, ruyalarimda
Sen gittiginde canim gitti,
Ayrilik bir yaman dertti,
Dunya bana cefa etti,
Benim aziz anam
Aglarim ben bulut gibi,
Dilimdesin sarki gibi,
Gunahlarim derin derin
Hakkini helal et ana
.sami yusuf.

2.3.08

ikinci evi okul olur genelde insanın. benim ikinci evim hastane. 59 gündür bir hastane odasından tutunuyoru(z)m yaşama. yaşam tarzım farklılaştı, bu yaşama uyum sağladım. bu ben miyim demedim hiç, neredeyim ben de.. önce küçük adımlarla, sonra tamamen geldim kendime burda. önce kaçabildikçe uzağa kaçtım insanlardan, olmadı, tüm duygularımla yaşadım ne yaşanılacaksa.. güldüm, ağladım, hoşladım, bekledim, anladım, üzüldüm, farkettim, unuttum..
o kadar çok güldüm ki, alamsız espriler yaparak ortamı sıtmalı, soğuk hastane kavramına sıcak ev özlemimizi karıştırıp, gülümsetmeliydim yüzleri..
o kadar ağladım ki, öylesine yalnız, öylesine çaresiz, öylesine titriyordum ağlamaktan. olmamalıydı gören.. geceydi.. görmüyordum indiğim merdivenleri, insanlar silikti gözlerimdeki yaşlardan.. huzursuzdu gece hıçkırıklarımdan. uyandı yine hüzün o gece..
o kadar hoşlandım ki.. unutuyordum ya o zaman her şeyi.. işte.. hâlâ vardı her şeye dair umudum..
o kadar çok bekledim ki.. bir hareketini bekledim her gün her dakika, gelmeyenleri bekledim sırf senin için.. kalemin kâğıtla buluşmasını bekledim gecelerde, gözlerin buluşmasını, yeni kurulacak bağları bekledim durdum..
anladım..anladım ki yetmiyormuş anlatmak.. yaşamadan bilinemezmiş hiçbir şey.. anladım yaşam gayemizi..
çokça üzüldüm yalnızlara, unutulmuşlara.. üzüldüm unutamayanlara.. kendini geçmişin acılarına kelepçeleyip gülmeyi başaramayanlara..
öyle çok şey farkettim ki, geçiyordu günler..benim için o günde sabitlenip ilerlemeye dirençli olsa da, zaman sessizce süzülüp gidiyordu farkettirmeden.. farkedilmenin önemini, geçip giden günlerce farkettim.. farketmek için insanın önce oturup düşünmesi, görmesi gerekiyordu sunulan sunulmayan yaşamın gözünün önüne getirdiklerini..
ve en çok da unuttum.. öyle ya ne çok şey unuttum yazmamak için hiçbirini.. kaleme gelmeyecek ne çok şey var unuttuğum.. mustafa amca için bu gün olanları da unuturum, o anlamasın iye eksikliğini, hiç yaşanmamışçasına unuturum ben de o gibi.. bilmem hangisi iyi.. unutmak mı yaşananları istemeden de olsa.. yoksa onlarla yaşayailmek mi..
sıfır1otuz2yirmi9sıfır2ikibin8