bize gelen misafirlerden merdivenleri çıkmayı başaran yaşlılar, genelde "ah yavruuuuuum, hiç yaşlanmayııııın, hep böle kalınnn!" diyolar ya, ne fayda, hepimizin olacağı o, belki onlar kadar da yaşayamıcaz.
neysem ayşe nenem duymuyo tabi konuşulanları, bu da yaşlılığın bi ibaresi.. el çırpıyo, hayriye teyze de ona anlatıyo kısaca :) düşününce ne kötü, tv'yi kısık sesle izlemeyi denemek lazım, bi de ne konuştuklarını merak ettiğin bir program olmalı..
ayşe nenem yürüyemiyo zaten, hayriye nenem de bayramda gittiğimizde emekliyodu,ilaçlar sayesinde, az buçuk yürümeye başlamış.. ee zor yürüyen bi insanın süpürge tuttuğunu düşünemezsiniz :p yazık ayşe nenem, kiracısından rica etti,o süpürdü ben de toz filan aldım.. nenemlerin salonda bi kitaplık gördüm, içinde envai çeşit kitap.. nöroloji, nöroşirürji, kulak burun boğaz, patoloji, anatomi vs. anladınığınız üzere tıpta okuyan biri var yakınlarda. hayriye nenenin torunu olurmuş kendileri..
kitabı bırakmış gitmiş. e dururmuyum, o kadar hastane geçmişimiz var, karıştırdım deştim biraz, işime yarıycakları aldım, çay içerken göz gezdirdim. baktım olmıycak, nenemlerle muhabbete devam edip, kitapları eve götürmeye karar verdim.. birinden bir altta eklediğim ataol behramoğlu'nun(yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var - toplu şiirleri 2) bir yazısı çarptı gözüme: Annem Yok Artık..
diğer kitabı açtım ( Albert Camus - Yabancı) : "Bugün annem öldü. Beldi de dün, bilmiyorum. İhtiyarlar Yurdu'ndan bir telgraf aldım : 'Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak. Saygılar.' diyordu. Bundan pek bir şey anlaşılmıyor. Belki dün ölmüştür. ......" diye başlıyor :O yani ben napiyim
bir diğer kitap -deli misin demeyin- Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, derdime deva arıyorum ya !
bi de yeşillik olsun diye Orhan Veli bütün şiirlerini almışım. yeşillik derken renklensin bakımından, orhan veli kim ben kim yoksa, ne haddime!!
bahsetmediğim son kitap da dün evden bulup çıkarmış olduğum: Kitap ve Sünnet Perspektifinde KADER kitabı.. hepsini eşgüdümlü okuyabilir miyim bilmem.. zaten benim başka işim yok, yemek yapayım, bulaşıkları yerleştireyim, çamaşır toplayıp, pirinç seçeyim, kitap okuyup blog doldurayım.. hayatın hengamesinde tam isteklerim, yapacaklarım, gezeceklerim, alacaklarım... derken, toz duman oluo her yer, bakıyosun elin bomboş, sana verilenler haricinde hiçbir şeyden nasiplenemiyosun.. ve gecenin bi vakti, ışığı açıp, kaağıt kalem bulmak yerine, mesaj oluştur diyerek başlıyosun yazmaya :
'Ağlamamayı öğrenmeliyim artık. sırf senin için. üzgün olsam da gülümserdim ya sana, sen de üzülmeyesin diye. işte öyle.. insan bazen mecbur kalıyormuş, seçenek sunulmaksızın önüne, kabulleniyormuş başına geleni, öğretti gidişin.. ruhum seni arar seni anar artık . sana geldiğim gün, o gün Allah'a vardığım gün olacak, ararsam seni o güruhta, bul beni! yine sarıl bana.. sımsıkı..'
No comments:
Post a Comment