14.2.08

küççük kitap kurtçukları



her ayna anahtarını kaybetmiş bir kapıdır. açılır diyar-ı esrâr'a. olur da fazlabakarsan aynaya, aralanıverir kapı, kaybolursun sonsuzlukta.. (sayfa 21)

hani insan evvela düşünür taşınır, sonra oturur yazar. bense tam tersine. yazmadan bilemem bir konuda ne düşündüğümü. zihnimden geçenleri anlaabilmek çin onları kağıt üzerinde görmem şart evvela. şimdi de bir fikir var aklımda ama ne olduğunu anlayabilmek için yazmaya ihtiyacım var. yazabilmek için de bir adet kâğıda. (sayfa 33)

biliyor musun mutasavvıflara göre bu koskoca dünya da bir ana rahmidir aslında.
dünya bize hamile mi yani? diye soruyorum.
öyle ya. bizler de anakarnında bebekleriz. vakti gelince bu rahmi terketmemiz lazım. ilelebet burada kalamayız. ama biz buradan çıkmak istemiyoruz. zannediyoruz ki dünyayı terk edersek öleceğiz. ölünce de yok olacağız. oysa ölüm dediğin başlı başına bir doğumdur aslında. ölünce bu rahimde çıkacağız. doğacağız sonsuzlukta. bunu bir idrak edebilsek korkmazdık ölümden. idrak edemediğimiz için korkuyoruz. doğar doğmaz ağlayan bebekler gibi biz de bu dünyadan ayrılmayalım diye ağlıyoruz. (sayfa 231)

bırakıyorsun kendini bulutsu bir yokoluşun kucağına. bırakıyorsun sarsın sarmalasın seni o dondurucu soğuk, ayaklarından başına doğru adım adım tırmanarak ilerlesin donukluk. ne heyecan ne hüzün. ne beklentin kalıyor ne şikayetin. keçe tabakasına dönüşüyor derin. giderek hissetmez oluyorsun. düşmüyor, yavaşlıyorsun. kurumuyor, soluyorsun. durmuyor, durgunlaşıyorsun. ta ki etrafındaki her şey ve herkes seninle beraber bu sessiz tufanın içine çekilinceye dek. (sayfa 286)

[elif şafak ~ siyah süt]

diyarbakır topraklarına can veren Dicle, senin de yolunu açsın yavrum.su gibi aksın yaşamın. berrak, engel tanımayan, coşkulu bir su gibi.. (sayfa 356)

can havliyle yarattığım minik çentiklerimin, içine düştüğüm çözümsüzlük ehlizinden çıkmamı sağlayacaklarından emin değilim. ama, karanlığın ucunda beliriveren, güneş doğumu öncesinin gölgeli aydınlığını çağrıştıran cılız ışığa, sürünerek de olsa ulaşmak zorundayım. (sayfa 295)

[canan tan ~ piraye]

kitap kurdu olmasam kafayı yiycem, başka türlü vakit geçmiyor. ben okudukça gürültü artıyor, ben önüme baktıkça sinirim artıyor, ben sabrettikçe ortam daha da gerginleşiyor. neyse ki kitaplar var beni bulunduğum ortamdan alığ başka yerlere götürebilen, kimsenn nerde olduğumu bilemediği..
baştan başlamak gerekirse, çiçeklerin kanı'na daha bugün başladım, yorum yapamıycam, ama güzel olduğundan eminim :p
piraye ilk başlarda çok sıradan gelse de bıktıran bi tarzı yoktu. yine de unutulmaz bi kitap olmayacak benim için. (zaten bi gece yapıcak hiç bir şey bulamayıp güngör bey'den reca ederek aldığım bir kitaptı, sayesinde vakit geçti mi geçti, o zaman sorun yok. öğrendiğim de bir şeyler olmadı değil..
can kırığı, aceleylen girdiğimiz kitapçıda aceleylen incelemeden aldığım, senai demirci'ninse güzeldir diyerekten aldığım bir kitaptı. alıntılar cümleyle değil paragraf ya da sayfalarla olacağından gerenk görmedim :D zaten daha bitmedi de..
siyah süt alıntıların bolluğundan belli olacağı üzre beğendiğim bir kitap oldu. elif şafak'ın otobiyografik yazdığı bir kitaptı ama ben zaten onu tanıyomuşum :) sankim kendim yazmış gibi okudum.. o içten sesler korosu süperdi. onun hamilelik sonrası dönemde yaşadığı içindeki bölünmeleri, farklı hislerin sürekli onunla olmasını ben hep yaşadığımdan çok yakın buldum kendime. unutulmak için yazıldı, suya yazı yazar gibi dediği kitabı, yeni okuduğumdanmıdır bilmem, hala hatırımda :) bölümlerin başlangıçlarında çeşitli kadın yazarlardan bahsetmesi, çocuk sahibi olmakla, kitap sahibi olmak arasında yaşadıkları muallağı, kendisiyle de karşılaştırırarak anlatması, okunmaya değerdi. hamilelik günlüğü tutmak benim de aklıma gelmişti ama demekki mümkün olmuyomuş pek :p güzel bi kitap çıkmış ortaya yine de, hihihi..
amok koşucusu, tafsiye üzerine aldığım bi kitaptı. yazarın hayatı, kitabı hakkında ipuçları verir ya okuyucuya, aynen üüle bi kitaptı. kısa hikayelerden oluşuyodu, amok koşucusu en uzun olanı.. yazar, ikince eşiyle intihar etmiş.. kafasında yer eden intihar fikri, maşallah tüm öykülerinin sonunu oluşturmuş :D bi kere de intihar etmeyin yav.. kitap hakkında pek bişi hatırlamıyorum şu an desem yeridir :S
yağmur hüznü, ahmet karcılılar'ın bir kitabı.. isminden etkilenip de okudum itiraf ediyorum, şiirsel bir kitap bekliyodum ama hayal kırıklığına uğruyorum. birascık hüzünlü bi başlangıç yapıp, hemen arkasından enteresan bi şekilde :D bi suçluyla yapılan görüşmelere dönen bir kitap.. idamına yakın bi günde, hiç konuşmayan adamın, yağmur mu yağıyor diyerek başlattığı muhabbeti, çocukluğundaki yaşadığı şeylere kadar anlatmasıyla laçkalaşan hüzün diyebiliriz :D niye başka bir şey hatırlamıyorum ben de bilmiyorum :S

bugünkü kitap yolculuğumuzun da sonuna geldik, bi daha nerede karşılaşırız bilmem. hihih..

No comments: