uyandığımdan şu vakte kadar uyurgezer gibi dolanıyorum ortalarda, gözlerim kapandı kapanacak, esnedim esniycem.. ders çalışmamak için elimden geleni ardıma koymuyorum.. en azından bir faydası olur diye dershaneye gidiyorum, şurda pek bir şey kalmadı kpss'ye.. tam dershaneden çıkarken Ayşe,
insancıl'a uğrayalım, mesaj geldi hediye vericeklermiş dedi.. ee tamaaam dedim, uğrarız da, ne hediyesiymiş.. çok geçmeden bana da ge

ldi zaten aynı mesaj, üyelerine kitap veriyomuş.. giderken düşünüyoruz, kesin dandik bir şeydir, satılmayan kitaplardandır, minik cep kitaplarındandır filan diye.. neyse yaklaştık ki, tek kitap almaya gelen biz değilmişiz, kalabalık dışarılara taşmış, ki normalde tamam güzel bir kitapçı ama bu kadar kalabalık olması mümkün değil.. ee nerde bizim kitaplar filan derken dışardaki bölümegöz gezdirmeye başladım.. tanıdık bir kitap/yazar aradım Kürşat Başar vardı o kalabalıkta görebildiğim, bir de Küçük İskender.. özellikle roman almak istemedim zaten okuduğum daha doğrusu okuyup bitiremediğim 2 kitap var.. en iyisi şiir dedim..

ve işte siyahlı beyazlı bi tercih yaptım, toplu şiirleri yazması seçimim için yeterliydi.. açtım, ilk gözüme çarpan şiir şu oldu :
Hikâye
anladık, uzakta bir parıltı var ve
lirler de kırık
hüzün ve ölüm eşittir hırsoluyor orada
metrelerce geceyi sarkıtılıyoruz
eski birer iki ölü gibi
şakaklarda mor damarlar
yetmiyor zaman dağınık düşleri
köreltilmiş gözleri sahiplenmeye
ve devam ediyor hayat
en lazım yerinden hızla incelmeye..
No comments:
Post a Comment